Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Türkiye Selçuklu Devleti’nde Atabeglik Müessesesi

Yrd. Doç. Dr. Emine Uyumaz

Türkçe’de “baba, dede” anlamına gelen “ata” ve “beg” kelimelerin birleşmesinden oluşan atabeg[1], Büyük Selçuklular’da meliklerin eğitimi ile ilgilenen görevliye verilen bir unvandır[2]. Türkistan’da “atalık” Büyük Selçukluları’nda “atabeg” olarak kaydedilen bu devlet tabirinin Orhun abidelerinde geçen “atı”, “atası” kelimeleri ile aynı olduğu da ileri sürülmektedir[3]. Selçuklu devlet kademelerinde önemli rol oynayan atabeglik müessesesinin Büyük Selçuklular dışında Irak, Kirman[4] ve Türkiye Selçukluları’nın yanı sıra diğer Türk-İslâm devletlerinden Eyyûbîler, Memluklular, Safevîler, Osmanlılar (Osmanlılar’da lala adını alan bu müessese Selçuklular’da ki kadar etkili değildir.)’da da varlığını devam ettiğini görmekteyiz. Hatta adı geçen müessese komşu devletler tarafından da benimsenmiştir. Meselâ, Gürcü Kraliçesi Tamara (1184- 1213) tarafından protokolde vezirinden sonra gelen atabeglik müessesesi tesis edilmiştir. İznik Rum İmparatorluğu’nda “beg” ünvanlı bir Türk lalanın olduğu bilinmektedir[5]. Hamdullah Müstevfî’nin[6] verdiği şu bilgiden; “ Olcaytu oğlu Ebu Said’i Horasan’a gönderdiğinde ona “atabeg” olarak büyük emir Sevinç’i tayin etmiştir” müessesenin İlhanlılar’da da olduğunu biliyoruz[7]. Ayrıca İlhanlılar’dan kalan vakfiye kayıtlarına göre, yetimhanede bulunan çocukların bakımı ve yetiştirilmesi de “atabeg” olarak zikredilen görevlinin uhdesinde idi8.

Bu çalışmada kaynakların el verdiği ölçüde Türkiye Selçuklu Devleti’nde bu makama kimlerin getirildiği, haklarında ne tür bilgiler bulunduğu ve fonksiyonları üzerinde durmaya çalışacağız. Tespit edebildiğimiz en eski atabeg Humartaş el-Süleyman’dir. İkinci Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan (1093- 1107)’a atabeglik yapmıştır[9]. Babası Süleyman Şah’ın kölesi olan Humartaş, azad edildikten sonra Kılıç Arslan’a atabeg tayin edilmiştir. Fakat bu göreve ne zaman getirildiği ve ne kadar kaldığı konusunda bilgimiz yoktur. Sadece I. Kılıç Arslan’ın 1106 yılında Meyyâfârikîn (Silvan)’ı alınca buranın idaresini atabegi Humartaş’a bıraktığına dair bilgiler mevcuttur[10]. Bu zat, I. Kılıç Arslan için “Kubbetü’s sultan” adını taşıyan bir türbe yaptırmıştır. Bilindiği gibi I. Kılıç Arslan Büyük Selçuklu kumandanlarından Çavlı ile 1107 yılında Habur nehri önünde yaptığı savaşta yenilmiş ve karşı kıyıya geçmeye çalışırken boğulmuştu. Sultanın cesedi birkaç gün sonra Habur’un Şemsâniyye köyü yakınlarındaki kıyıda bulundu[11]. Cenazesi buradan alınıp Meyyâfârikîn’e götürülmüş ve bölgenin idaresinden sorumlu olan Atabeg Humartaş’ın, I. Kılıç Arslan için yaptırdığı türbeye (Kubbetü’s-sultan) defin edilmiştir[12]. Ancak sultanın ölümünden kısa bir süre sonra Ahlatşahlar (1100- 1207)’ın kurucusu olan Sökmen el-Kutbî (1100- 1111) h. 502/ m. 1108- 1109 yılında Meyyâfârîkin’i muhasara edip Humartaş’tan almıştır[13].

Babası Süleyman Şah gibi Sultan I. Kılıç Arslan’ın da çocuklarına (Şâhinşâh/Melikşâh, Mesud, Arab, Tuğrul Arslan) atabeg tayin edip etmediği kesin olarak bilinmemektedir. Konuyla ilgili İbnü’l-Esir[14]; “Musul meselesini halleden Kılıç Arslan oradan Çavlı Sakavu ile savaşmak için üzerine yürüdü. On bir yaşındaki oğlu Şahinşah/Melikşah’ı kendine vekâleten hükümet konağında (Daru’l-emare) görevlendirdi. Melikşah’ın yanında bir asker birlikle işlerini idare edecek bir emir bıraktı” diyerek açıkça isim belirtmez. Ebu’l-Ferec[15] ise “Kılıç Arslan Musul kalesine adı Bozmış/Pizmiş olan bir adamı koydu ve 11 yaşında bir çocuk olan Şahinşah/Melikşah’ı hükümdar ünvanı ile Musul’da bıraktığı[16] gibi, anasını da onunla birlikte saraya yerleştirdi” bilgisini verdikten sonra “Kılıç Arslan, Çavlı ile yaptığı mücadelede yenildiğini anlayıp intihar edince, Çavlı kalenin teslimi ve Musul’dan almış olduğu her şeyin iadesi için Bozmış/Pizmiş’a haber gönderdi ve onun kimlerle beraber geldiyse onları da alarak sulh içinde geri dönmesini istedi. Bozmış mukavemete muktedir değildi, çünkü Kılıç Arslan’ın karısını ve akrabasını sükunet içinde alarak Malatya’ya gitti, yalnız Kılıç Arslan’ın oğlu Melikşah’ı birlikte götürememişti. Çünkü Çavlı onu sultanın yanına göndermişti” der. Verilen bu bilgiler ışığında Emir Bozmış’ın Şahinşah/ Melikşah’a atabeglik yaptığını söyleyebiliriz. Hatta Tuğrul Arslan ve annesi Ayşe Hatun’u Musul’dan Malatya’ya getirip orada sultan ilân edildiğini (1107- 1113) göz önüne alarak Melikşah/Şahinşah’ın dışında Tuğrul Arslan’a da atabeglik yaptığını söyleyebiliriz.

Bunların dışında C. Cahen[17] “I. Kılıç Arslan’ın küçük oğlu Tuğrul Arslan’ın annesi Ayşe Hatun tarafından tayin edilen birkaç tane atabegi vardı” bilgisini verir. Bilindiği gibi I. Kılıç Arslan’ın Musul Seferi (1107) sırasında eşi Ayşe Hatun ve küçük oğlu Tuğrul Arslan’da yanındaydı ve Çavlı ile savaşa gitmeden önce eşi ve küçük oğlu Musul’da kalanlar arasındaydı. Ancak sultanın ölüm haberi gelince Ayşe Hatun ve oğlu, Emir Bozmış’ın yardımları ile Malatya’ya getirilmiş ve Tuğrul Arslan orada sultan ilân edilmişti (1107- 1113). C. Cahen[18], devrin kaynaklarından Süryanî Mihael’i referans göstererek, “Oğlu adına iktidara el koyan Ayşe Hatun’un oğluna atabeg, tayin ettiği birkaç komutanla bir biri ardına evlenmiş, en sonunda da 1113’de Hanzit’i fetheden Artuklular’dan Belek’te karar kılmıştı” dedikten sonra, dipnotta da ilk kocasının Pizmiş ikincisinin onu öldüren İl Arslan, üçüncüsünün ise adı bilinmeyen biri olduğunu kaydetmektedir.

Ancak, Süryanî Mihael’in verdiği bilgiye göre[19], Bozmış ile Ayşe Hatun’un evlendiğine ve adı geçen emirin atabeg tayin edildiğine dair açık bir bilgi yoktur. Sadece, “Sultan I. Kılıç Arslan’ın ölüm haberi duyulunca, küçük oğlu Tuğrul Arslan Malatya’da sultan tayin edildi. Şehrin Valisi Pizmiş/Bozmiş adlı yaşlı bir adamdı. Bundan başka, İl Arslan adlı diğer bir reis de vardı. Bu adam, genç hükümdarın annesinin iştirakiyle bir komplo tertip ederek Pizmiş/Bozmiş’i öldürdü ve Ayşe Hatun’la evlendi. İl Arslan mal biriktirmek için halka birçok fenalıklar yaptı. Karısı bunu görünce, oğlu ile anlaşıp onu haps etti ve öldürüldüğüne dair şayia çıkardılar. Bir sene sonra hapisten çıkarıp Sultana (Muhammed Tapar’a) gönderdiler” denmektedir. Bu bilgiler Ebu’l-Ferec tarafından da desteklenmektedir[20]. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi küçük yaştaki Tuğrul Arslan’ın Malatya’ya getirilişi ve orda sultan ilân edilişinde Bozmış’ın rolü büyüktür. Bu nedenle Türkler’deki atabeglik müessesesinin işleyişi göz önüne alındığında Bozmış’ın Tuğrul Arslan’a bir nevi atabeglik yaptığını söyleyebiliriz. Yine adı geçen iki müellif Tuğrul Arslan’ın adı bilinmeyen atabegine dair 1111 ve 1113 yıllarına ait şu bilgileri verirler; “Malatya sultanının atabegi, yani mürebbisi 1111 yılında Ceyhan memleketini Franklar’ın elinden aldı. 1113 yılında Ayşe Hatun’un Tuğrul Arslan’ı atabegine bırakıp Bula kalesi hâkimi Belek ile evlenmek için Malatya’dan ayrıldı. Geri döndüğü zaman atabegi atarak oğlunu Malatya kalesine yerleştirdi”[21]. I. Kılıç Arslan’ın yukarıda adı geçen üç oğluna da Emir Bozmış’ın atabeglik yapıp yapmadığı kesin değildir.

Yine kaynaklarda verilen bilgilere göre, Şahinşah/Melikşah (1110- 1116) ve Mesud’un (1116- 1155)[22] gerek meliklikleri zamanlarında gerekse saltanatları sırasında, kendilerinin veya çocuklarının atabegleri olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur. Yalnız, bir Bizans tarihçisi olan N. Khoniates, 1138 yılı ( I. Mesud dönemi) olaylarını verirken hiçbir isim belirtmeden Atapokos (Atabeg)’un oğlunun Bizans kuvvetlerine esir düştüğünden bahseder[23].

Sultan II. Kılıç Arslan (1155- 1192)’ın hâkimiyet yılları hakkında verilen bilgilerde kimin veya kimlerin atabegi olduğu belirtilmeden onların askerî faaliyetleri hakkında malumat verilmektedir. Meselâ, Abdülhaluk Çay’ın[24] belirtiğine göre; “1161’de II. Kılıç Arslan’a karşı Danişmendliler, Nureddîn Mahmud Zengi ve İmparator Manuel ittifak oluşturunca, sultan önce Atabeg Süleyman’ı Manuel’e göndererek barış yapmak şartıyla, elinde bulunan Bizans esirlerini serbest bırakacağını bildirdi. Fakat İmparator Manuel, Sultan II. Kılıç Arslan’ın bu barış teklifini reddetti”. Ancak biz, gerek A. Çayı’ın referans gösterdiği Süryanî Mihael ve Ebu’l-Ferec de gerekse devrin diğer kaynaklarında Süleyman’ın atabeg olduğuna dair hiçbir bilgiye ulaşamadık. Yine, Myriokefalon Savaşının (1176) ardından İmparator Manuel yapılan anlaşma şartlarına uymayınca II. Kılıç Arslan, ordusunun en seçkinlerinden olan yaklaşık 24.000 kişi seçerek Atapakos (Atabeg)’u bunların kumandanlığına tayin edip, denize (Menderes vadisi) kadar olan bölgeye ve şehirleri tahrip etmeye göndermiştir (1177- 1178). Ancak geri dönüş sırasında Bizans kuvvetlerinin saldırısına uğramış ve Menderes’i geçmeye çalışırken ölmüştür[25]. Ayrıca devrin kaynaklarında II. Kılıç Arslan’ın kumandanı olarak zikredilen ve Menderes ovasında başarılı faaliyetlerde bulunan Emir Sami’yi Salim Koca[26] atabeg olarak göstermektedir. Bunların dışında Niksar Hacı Çıkrık (Keykubad) türbesi ve medresesi kitabeleri arasında Atabeg Ebu’l-mekârim Şahenşah adına h.578/m.1182 tarihli bir kitabe mevcuttur[27]. Adı geçen şahsın kimin atabegi olduğu konusunda kesin bir bilgimiz yoktur. Ancak kitabedeki tarihi göz önüne alırsak II. Kılıç Arsaln’ın çocuklarından birine veya bir kaçına atabeglik yaptığını söyleyebiliriz.

1192 yılında II. Kılıç Arslan vefat edince yerine küçük oğlu I. Gıyaseddîn Keyhüsrev[28] Türkiye Selçuklu tahtına oturdu. Ancak Tokat Meliki Rükneddîn II. Süleyman Şah 1196’da Konya’yı muhasara ederek tahtı kardeşinden geri aldı. Acele ile şehri terk eden I. Gıyaseddîn Keyhüsrev çocukları İzzeddîn ve Alâeddîn’den ayrı kalmıştı. Durum Sultan Rükneddîn II. Süleyman Şah’a iletilince derhal yeğenlerini huzuruna çağırdı. İbn Bibi’nin verdiği bilgiye göre[29], Atabegleri daha önceden bu şehzadelere “Eğer sultan, babanızın yanına mı gitmek istersiniz yoksa burada mı kalmak istersiniz diye sorarsa, babamızın ayrılığına dayanamayız cevabı verin” deyin diye nasihatte bulunmuşlardı. Bu bilgiden de anlaşılacağı üzere İzzeddîn Keykavus ve Alâeddîn Keykubad’ın ayrı- ayrı veya onların eğitiminden sorumlu birden fazla atabegin olduğu anlaşılmakta, fakat kimler olduğu bilinmemektedir. Sadece İzzeddîn Keykavus ve Alâeddîn Keykubad’ın babaları ile birlikte geçirdikleri gurbet hayatı sırasında ikisinin eğitimi ile Seyfeddîn Ayaba’nın ilgilendiğini bilmekteyiz. Yine kesin olarak hangi döneme ait olduğu bilinmese de, Ahmet Eflâkî’nin rivayet ettiğine göre; Dizdar adı ile tanınan Emir Bedreddîn Gevhertaş, Alâeddîn Keykubad’ın lalası idi[30].

I. Alâeddîn Keykubad (1220- 1237)’ın Erzincan’ı ilhakından (1228) sonra burayı büyük oğlu Gıyaseddîn Keyhüsrev’e verdiğini ve Mübarîzeddîn Ertokuş’u[31] onun işlerini yoluna koyması için atabeg tayin ettiğini biliyoruz[32]. Tuncer Baykara[33], 1230’larda Mübârizeddîn Ertokuş’un Honas dolaylarına gelmiş olabileceğinden bahseder. İbn Bibi[34] Sultan I. Alâeddîn Keykubad’ın ölümünden (1237) kısa bir süre önce Erzincan Meliki Gıyaseddîn Keyhüsrev’in atabegliğine Çaşnigir Şemseddîn Altunaba’yı[35] atadığını belirtiyor. Verilen bilgilerden da anlaşılacağı üzere bu durumda bir karışıklık vardır. Tuncer Baykara’nın 1230’lardan kastı belki 1237 yılı civarıdır. Çünkü 1228 de atabegliğe atanan birisinin azledildiğine dair hiçbir bilgi yokken, görev bölgesinden ayrılıp Honas’a gelmesi biraz şüphelidir. Ertokuş belki de 1237 yılından kısa bir süre önce vefat etmiş ve bu nedenle de yeni atabeg atanma ihtiyacı hissedilmiştir.

I. Alâeddîn Keykubad’ın ölümünden sonra, Türkiye Selçuklu Sultanı unvanını alan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev (1237- 1246)’i atabegi Şemseddîn Altunaba sağ elinden, sol elindende Üstaduddar Cemaleddîn Ferruh Lala[36] tutup tahta oturtmuştu. Ancak sultan üzerinde büyük etkisi olan Sadeddîn Köpek, Şemseddîn Altunaba’nın divan fermanları üzerine nişan koyarken onun yanına geldi ve parmağında sultanın yüzüğü olduğu halde Şemseddîn’in sakalından tutarak onu çekti ve bir muhafıza teslim etti. Devlet erkânı Şemseddîn Altunaba’nın niçin şehit edildiğini sormaya cesaret dahi edememişti[37]. Yine II. Gıyaseddîn Keyhüsrev dönemi atabegleri ile ilgili olarak Müneccimbaşı[38], “Sultan Sadeddîn Köpek’i öldürdükten sonra (1238) Celâleddîn Karatay’ı[39] devletin atabegi yaptı” der. Anonim Selçuknâme’de[40]ise, “ Atabegliğin Celâleddîn Karatay’a 1249 yılında verildiğini ve 1254 yılına kadar bu görevde kaldığı” yazılıdır. İbn Bibi[41], “Sadeddîn Köpek’in ölümünden sonra Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev, Köpek’in azl ettiği Celâleddîn Karatay’ı çağırıp gönlünü aldıktan sonra Taşthane’yi[42]  ve hassa hazinesini (hazine-i has)[43] yeniden ona teslim ettiğini” kaydeder. Fakat bilindiği gibi Celâleddîn Karatay, atabeglik ile ilgili asıl etkisini 14 Haziran 1249 yılında İzzeddîn Keykavus ve Rükneddîn IV. Kılıç Arslan arasında gerçekleşen Sultan Hanı Muharebesi sonucu Türkiye Selçuklu Devleti’nin daha fazla zarar görmesini engellemek için” “müşterek saltanat” projesi ile kardeş kavgalarına çözüm bulmasıyla göstermiş, müşterek saltanat süresince II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in üç oğluna aynı anda atabeglik yapmıştır.

II. Gıyaseddîn Keyhüsrev, Berduliye hatundan olan oğlu İzzeddîn Keykavus’un atabegliğine Üstadüddar Armağan Şah’ı tayin etmiştir.  İbn Bibi’nin verdiği bilgiye göre[44]; Mübarîzeddîn Armağan Şah iş başına geçince sultan ona kardeşlerinin (İzzeddîn ve Rükneddîn) öldürülmesi görevini verdi. Fakat bazıları Mübarizeddîn Armağan Şah’ın onları öldürme görevini yerine getirmediğini ve sultanı ikna etmek için şehzadelerin yerine iki köle (gulam)’yi öldürdüğünü rivayet ederken bazıları da İzzeddîn ve Rükneddîn’in Armağan Şah tarafından öldürüldüğünü söyler. Bunun dışında Armağan Şah’ın adı İbn Bibi’nin Babaî isyanları (1240)[45] ile ilgili verdiği bilgilerde şöyle geçmektedir; “Babaî isyanları sırasında saldırganların saldırıları nedeniyle tedbir olsun diye Sultan II. Gıyaseddîn, Kubadabad’a[46] sığınmak zorunda kalınca Hacı Armağan Şah’a Amasya subaşılığını verdi. Armağan Şah emrindeki askerlerle Amasya’ya varınca Babâiler ile şiddetli savaşa tutuştu ve sonunda şehit edildi. Hemen- hemen bütün araştırmacılar burada adı geçen Hacı Armağan Şah’ın İzzeddîn’in atabegi olan Mübarizeddîn Armağan Şah olduğu konusunda hem fikirdir[47].

Anonim Selçuknâme[48]’nin verdiği bilgilere göre, Kösedağ Savaşı’nda (1243) sultanın sancağını (alemini) Atabeg Arslandoğmuş’un götürdüğü belirtilmektedir. İbn Bibi[49]  de Kösedağ Savaşını (1243) anlatırken, Fahreddîn Arslandoğmuş adlı bir emirden Emir-i ahur olarak bahseder. Yine adı geçen müellif Rükneddîn IV. Kılıç Arslan ile II. İzzeddîn Keykavus arasında gerçekleşen Sultan Han’ı (Aksaray) Savaşında (1249) Fahreddîn Arslandoğmuş’u II. İzzeddîn Keykavus’un öncü birlikleri arasında kaydeder[50]. Aksarayî[51] ise II. İzzeddîn Keykavus’un tek başına saltanat tahtına oturduğunu ve vezirliği Kadı İzzeddîn’e, Yavtaş’ı beylerbeyliğine, Arslandoğmuş’u atabegliğe, …” tayin ettiğini kaydeder. Mevlana Celâleddîn-i Rumî (1207- 1273)’nin mektuplarında da Atabeg Fahreddîn’in adı geçmektedir[52]. Mevlana tarafından Atabeg Fahreddîn’e yazılan mektupta, Atabeg’in Pervane’nin isteği doğrultusunda çıktığı Erguriye (Ankara) seferi sırasında, Atabeg Fahreddîn’in merhum Şemseddîn Yavtaş’ın karısı ile evlenmesi dolayısıyla Mevlana’nın duyduğu sevinçten bahsedilmektedir[53]. Her ne kadar mektubu tercüme eden A. Gölpınarlı, mektupta adı geçen Atabeg Fahreddîn’in, Sahip Fahreddîn Ali olduğunu belirtse de, N. Kaymaz adı geçen kimsenin Atabeg Fahreddîn Arslandoğmuş olduğunu ve onun Rükneddîn Kılıç Arslan’ın hizmetinde olduğunu kaydeder[54]. Yine Konya’daki Atabekiyye Medresesi vakfiyesinde Arslandoğmuş’un adı geçmektedir ve künyesi “Arslandoğmuş b. Sevinç b. Yaruk” şeklindedir[55]. II. İzzeddîn Keykavus’un 1256 yılında Sultan Han’ı (Aksaray) önünde ikinci defa Moğol kuvvetleriyle karşı karşıya gelişinde Atabeg Arslandoğmuş Moğollar’ın tarafına geçmiş ve Rükneddîn IV. Kılıç Arslan’ın hizmetinde rol almıştı[56].

II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in ölümünden (1246) sonra devlet erkânı tarafından Türkiye Selçuklu tahtına II. İzzeddîn Keykavus (1246- 1249) oturdu. Yeni sultana biat edildikten sonra onun atabegliğine Esededdîn Ruzbe tayin edildi. Fakat bir süre sonra devlet erkânı arasındaki çekişmeler nedeniyle Vezir Şemseddîn Isfahanî’nin fermanı ile Atabeg Esededdîn Ruzbe öldürülmüştür[57]. Bunun dışında yukarıda bahsedilen Arslandoğmuş da II. İzzeddîn Keykavus’un atabegi olmuştur. İbn Bibi[58], II. İzzeddîn Keykavus dönemi ile ilgili bilgiler verirken II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’e atabeglig yapan ve Sadeddîn Köpek tarafından öldürülne Çaşnigir Şemseddîn Altunaba’nın dışında Atabeg Şemseddîn Altunaba diye birinden bahseder, fakat kime atabeglik yaptığına dair bilgi yoktur. Sadece Sultan I. Alaeddîn Keykubad’ın has kölelerinden ve Amid Sipehsaları olan Şemseddîn Altunaba’nın, II. İzzeddîn Keykavus’un huzuruna geldiğinde sultanın savurgan tutumuna karşı devletin en güçlü olduğu zamanlarda bile böyle davranışlar sergilenmediğini söyleyerek sultana uyarılarda bulunmuştu. Onun bu davranışı II. İzzeddîn’in gözünde itibarlı bir yere sahip olan Kayseri Subaşısı Seyfeddîn Türkeri’nin hoşuna gitmemiş ve Atabeg Emir Şemseddîn Altunaba’nın Fahreddîn Belek adlı hacibine bol mal vaadinde bulunup atabegi zehirletmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi II. İzzeddîn Keykavus’un dışında Rükneddîn IV. Kılıç Arslan’ın atabegliğini de Arslandoğmuş yapmıştır. Arslandoğmuş’un dışında Rükneddîn IV. Kılıçarslan’ın atabegi olarak Erzincanlı Bahaeddîn Tercüman’ı görmekteyiz. Bahaeddîn Tercüman, Rükneddîn ile birlikte Moğol Hanının huzuruna gitmiş ve vezirlik makamını elde etmişti. Fakat Konya’daki devlet erkânı Rükneddîn’in tek başına saltanatını onaylamadıkları için Rükneddîn’in adamları ile sık sık görüşmeler yapılıyordu. Bahaeddîn Tercüman ise Moğol Hanından alınan yarlığı ileri sürüp Rükneddîn’in tek başına saltanat olmasında ısrar ettiği gibi yetkilerini kötüye kullandığı için kendisine karşı nefret uyanmıştı. Hakkında yapılan şikâyetler nedeniyle de Rükneddîn IV. Kılıçarslan onu görevinden azl etmiştir. Daha sonra Batu Han’ın huzuruna götürülmüş fakat yapılan tahkikat sonucunda serbest bırakılmıştır[59].

Kaynaklar II. Alâeddîn Keykubad’ın lalası olarak Bedreddîn Müslih’i göstermektedir. İbn Bibi[60], II. Alâeddîn Keykubad’ın Moğol Hanı’ın huzuruna giderken ona eşlik edenler arasında sultanın lalası Emir Bedreddîn Müslih’in de bulunduğunu ve yolculuk sırasında bir sabah uzun süren bir bekleyişin ardından II. Alâeddîn Keykubad’ın kalkmadığı görülünce Lala Hoca Bedreddîn Müslih sultanın odasına girmiş ve onun öldüğünü görünce büyük bir şaşkınlık yaşamıştır. Araştırmalara rağmen ölüm nedeni ve olayın faili bulunamamıştır” der. Aksarayi[61]  ise sultanın ölümünden lalasını sorumlu tutan şu bilgileri verir: “ II. Alâeddîn Keykubad, Batu Han’ın yanına gitmek için yola çıktığında, kardeşleri II. İzzeddîn ve Rükneddîn IV. Kılıç Arslan onun bağımsızlığı elde edeceğinden korktukları için II. Alâeddîn’in lalası ve hizmetkarı olan Müslih’i makamının yükselmesine sebep olacak mal, mülk ve ıkta vaadederek aldattılar. Fesat Müslih, ona öldürücü zehir verince o hayatını kaybetti.” .

Anomim Selçuknâme’nin verdiği bilgiye göre[62], III. Gıyaseddîn Keyhüsrev (1266- 1284) zamanında atabeglik makamını Mecdeddîn işgal etmekteydi. Mecdeddîn Muhammed b.  Hasan Erzincanî, olarak kaynaklarda yer alan bu kişi Pervane’nin kızının kocası idi. 1262 yılında kayınpederi tarafından önce müstevfîlik görevine atandı. 1271- 1272 de Fahrüddîn Ali’nin kişiliğine asılsız suçlamalar yapıldığı için vezirlik görevinden azl edilip Osmancık Karahisarı kalesine götürüldüğü zaman bazı görev değişiklikleri olmuş ve onun yerine vezir tayin edilmiştir. Fakat 1275 yılında Fahreddîn Ali görevine dönünce Mecdeddîn Muhammed b. Hasan (Hüseyin) Celâleddîn Karatay’ın yetkileri ile atabeg oldu[63]. Mecdeddîn Muhammed, Moğollar’a karşı sadakati ile tanınıyordu. Rükneddîn IV. Kılıç Arslan’ın kızı Selçuk Hatun’u Abaka Han’ın oğlu ile evlendirmek üzere yola çıkan gelin alayında yer almaktaydı. Ancak gelin alayıyla birlikte Kayseri’ye kadar gittikten sonra Pervane ve Vezir Fahreddîn Ali ile birlikte yola devam etmeyip şehirde kalmıştı. 1276 yılında Moğollar’ın Anadolu’dan atmak için Kayseri’de harekete geçen Hatiroğlu Şerefeddîn, Atabeg Mecmeddîn ve diğer bazı devlet adamlarını isyana katılmaya ikna etmişti. Bu nedenle Moğollar isyanı bastırdıktan sonra III. Gıyaseddîn’i, Hatiroğlu’na kimin verdiği ve genç sultanın niçin Baybars’a meylettiği konusunda yaptıkları araştırmada suçlular arasında Atabeg Mecdeddîn’de yer almaktaydı[64]. Atabeg, Moğollar’ın yaptığı soruşturmada suçsuz bulunmuştu. Fakat Hatîroğlu Şerefeddîn’in kardeşi Baybars’ın yanına ulaşınca kardeşinin ölümünden sorumlu olanlar arasında onun adını da Nizameddîn Yusuf’u verdi. Bu nedenle Baybars, Mecdeddîn Muhammed’in kardeşi tutuklayıp haps etti[65]. Baybars Anadolu’ya gelip Moğollar’a karşı başarı kazanınca Pervane ve Atabeg  Mecmeddîn Tokat kalesine sığınmak zorunda kalmışlardı[66]. Bunun dışında Abaka Han’ın ölümünden sonra Anadolu’da bulunan kardeşi Ahmed Teküdâr 1282 yılında İlhanlı tahtına çıkınca Memlûklular ile arasını düzeltmek istemiş ve bu nedenle Kalavun’a bir elçilik heyeti göndermişti. Bu elçilik heyetinde Selçuklular’dan Atabeg Bahâeddîn de yer almaktaydı.

II. Mesud (1284- 1296/1302- 1310)’un ilk atabegi olarak Kastamonu Emiri (Çobanoğlu) Muzaffereddîn Yavlak Arslan’ı görmekteyiz. Bilindiği gibi II. İzzeddîn Keykavus’un oğlu olan II. Mesud babası ile gurbette hayatını devam ettirirken onun vasiyeti üzerine Karadeniz sahillerinden Anadolu’ya geçip taht mücadelesine girişmişti.  Kendisine yardımcı olması için de akıllı ve cesur birisi olarak tanınan Yavlak Arslan’ı kendisine Atabeg tayin etti.  Yavlak Arslan’ın, II. Mesud’u önce İlhanlılar’ın Anadolu’dan sorumlu kıldığı Samagar (Samagar Noyan) Bahadır’ın yanına götürdü ve durum hakkında bilgi verildi. Samagar Bahadır, onları dinledikten sonra ikramlarda bulundu ve meliklerin ihtiyaçlarından olan pek çok şey ihsan etti. Daha sonra da bunları Abaka Han’ın yanına gönderdi. Abaka Han, II. Mesud’a Türkiye Selçuklu tahtını verdiği gibi Amid (Diyarbekir), Harput, Malatya ve Sivas ve onlara bağlı yerleri her türlü divan vergisinden muaf olarak iktâ etti. 1284 yılında tahta çıkan II. Mesud’un işlerini yürüten ise Atabeg Emir Muzaffereddîn Yavlak Arslan idi[67]. Bunun dışında C. Cahen[68], Makrîzi’yi referans göstererek, “II. Mesud’un atabeyi veya veziri Bahaeddîn Rûzkardî” ifadesini kullanır. Yukarıda da bahsedildiği gibi bu şahıs III. Gıyaseddîn Keyhüsrev zamanında Ahmed Teküdâr’ın Memlûk Sultanı Kalavun’a gönderdiği elçilik heyetinde yer alan Atabeg Bahaeddîn ile aynı kişi olabilir.

Ahmet Eflâki’nın verdiği bilgiye göre[69], III. Gıyaseddîn’den sonra Türkiye Selçuklu tahtına oturan III. Aleddîn Keykubad’ın saltanatı elde etmesinde aynı zamanda Karahisar Kadısı olarak görev yapan Mevlâna Mecdeddîn-i Atabek-i Mevlevî’nin payı büyük olmuştu. Bu nedenle sultan Atabeglig makamını kendisine vermiştir. Mecdeddîn Atabeg-i Mevlevî makam sahibi olduktan sonra başta Sultan Veled, Çelebi Arif hazretleri ve bütün kerem sahibi arkadaşlarına türlü hizmetlerde bulunmuştur[70]. 1299 yılında Sülemiş’in çıkardığı isyanda Sultan III. Alâeddîn elinden geldiğince tarafsız davranmış ve bu nedenle Gazan Han’ın (1295- 1304) memnuniyetini kazanmıştı. İlhanlı hükümdarının yanına gittiğinde de mükafaat olarak Hülagu’nun kızı ile evlendirilmişti. III. Alâeddîn büyük bir itibar kazanmış olarak tekrar Türkiye Selçuklu Sultanı olarak geri döndüğünde Atabeglik makamını yine Mecdeddîn’e vermişti. Ancak Sultan III. Alâeddîn’in bir nevi ikinci saltanatı diyebileceğimiz bu dönemde halkın malına zorla el uzatmaya başlaması büyük hoşnutsuzluk yaratmıştı. Sultanı bu şekilde davranmasında genellikle Atabeg Mecdeddîn’in etkisinin büyük olduğu düşünülmektedir[71] Zira Aksarayî[72] Atabeg Karahisarî için “Başını bir kaç defa yok olma tehlikesinden kurtarmış, yasanın kılıcını atlatmış olsa da sonunda yaptığı zulüm yakasına yapıştı. Müzmin bir hastalığı yakalandı. Kötü bir durumda sıkıntılı bir halde hayata veda etti” der.

III. Alâeddîn Keykubad’dan sonra tahta her ne kadar tekrar II. Mesud geçmişse (1302- 1308 ?/1310 ?) de artık ne bir Türkiye Selçuklu devletinden ne de sultanının varlığından söz etmenin mümkün olmadığı için kaynaklarda da bu dönem hakkında hemen- hemen hiç bilgi yoktur. Bu nedenle en son atabeg olarak III. Alâeddîn Keykubad döneminde görev yapan Mecdeddîn’i kabul edebiliriz. Bütün bu bilgilerin dışında günümüze ulaşan ve Osman Turan[73] tarafından neşredilen bir atabeglik fermanı mevcuttur. Cemaleddîn Muhammed bin Mahmud adına düzenlenen bu ferman’da tarih, hükümdar adı olmadığı için kimin atabegi olduğunu da tesbit edemiyoruz. Sadece “ Dünya padişahı İlhan….” ibaresinden  Türkiye Selçuklu Devleti’nin üzerinde İlhan’lı hakimiyetinin yoğun hissedildiği sırada vazife yaptığını söyleyebiliriz. Çünkü fermanda “Bütün devlet erkânı ile saltanat divanı naiplerinin bütün işlerde Cemâleddîn Muhammed’in ittifakı ile hareket etmeleri” gerektiği ibaresi yer almaktadır. Bu da bize devletin son dönemlerinde bu makama getirilen kişilerin İlhan’lı sarayından atandığını ya da en iyimser ifade ile onaylandığını göstermektedir.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin son zamanlarında kaleme alınan inşâ kitaplarından[74] birkaç tanesi günümüze kadar ulaşmış ve bunlardan Kavâidu’r-risâil[75] ve Gunyetü’l-Kâtib[76]de atabegler için kullanılan hitaplar yer almaktadır. Bu eserlerden Kavâidu’r- risâil[77] de atabeg için kullanılan hitaplar vezirden sonra nâib-i hazret-i saltanat’tan hemen önce şu şekilde verilmiştir: “Mugîsu’l-hazreti’l-ulya Zahîru’d-devle............Sultanu’s-Selâtin-i humâyun ici atabeg-i a’zam pâyende ve bî zevâl bâd!”. Gunyetü’l-Kâtib[78]da ise Meliklerin (Hudâvendigâr-i melik-i mulûk) hemen altında, hazret-i nâib-i saltanat’ın  üzerinde şu hitap şekilleri verilmiştir: “Melik-i mulûku’l-umerâ fî’l-‘âlem Kehl-i ekâbiru’l-umem  Zahîru’l-hazre nasîru’l-memleke Ebû’l-mulûk ve’s-selâtîn humâyûn atâbek-i a’zam nihâl-i amâl ve..... efzâl mahfûf bâd!”.

Çalışma sırasında dikkatimizi çeken konuların başında devrin kaynaklarında “atabeg” in dışında az da olsa “lala” ifadesinin de geçmesidir (Emir Bedreddîn Gevhertaş lala, Üstadüddar Cemâleddîn Ferruh lala ve Hoca lala Bedreddîn Muslih gibi). Bilindiği gibi lala, Osmanlılar döneminde şehzadelerin eğitiminden sorumlu olan kişiler için kullanılmaktadır. Fakat günümüzde genelde eş anlamlı olarak kullanılan bu iki kelime arasında acaba o dönemde de gerçekten hiçbir fark yokumuydu? Eğer gerçekten fark  yoksa meselâ, Atabeg Şemseddîn Altunaba’nın bazen Lala Şemseddîn Altunaba olarak da zikredilmesi gerekmezmiydi?. Yine II.Gıyaseddîn Keyhüsrev’in tahta çıkış merasiminde de gördüğümüz gibi sağ elinden atabegi Şemseddîn Altunaba  tutarken sol elinden Üstadüddar Cemâleddîn Ferruh    lala tutmuştur. Eğer gerçekten bu iki ifade arasında hiçbir fark yoksa o zaman bu makamı aynı anda iki kişi işgal edebiliyor muydu? Maalesef elimizdeki bilgiler ışığında bunlara cevap bulamadık.

Diğer taraftan yapmış olduğumuz çalışma sonunda gördük ki, Türkiye Selçuklu Devletin’de atabeg olarak tayin edilen kişiler gulam (köle) olarak saraya intikal eden ve emirlik makamına kadar yükselmiş olan görevliler arasından seçilmektedir. Meselâ, Emir Humartaş, Subaşı Mübarizeddîn Ertokuş, Çaşnigir Şemseddîn Altunaba,  Üstaduddar Armağan Şah gibi. Ancak son dönemde ilmiye sınıfından da atabeg tayin edilmiştir. Buna örnek olarak da Karahisar Kadısı Mevlana Mecdeddîn’i verebiliriz. Atabeglikle ilgili bir diğer husus da gerek devletin kuruluş aşamasında gerekse yükseliş dönemlerinde etkileri ve yetkilerinin çok fazla olmayışıdır. Bunların dışında İbn Bibi’nin Şemseddîn Altunaba ile ilgili bilgiye göre, “Atabegin sultana ait bir yüzük taşıdığından ve divan kararlarına nişan koyduğundan bahseder. Ancak bu konuda ihtiva eden tek bir örnek olduğu için bu yüzüğün kesin olarak atabeglik alameti olduğunu söyleyemeyiz. Ayrıca, genel anlamda atabegin görevleri arasında divandan çıkan fermanlara nişan koyma yetkisi olup olmadığı da bizce şüphelidir. Çünkü kaynaklarda ilk dönem atabeglerin daha çok kumandanlık yönleri üzerinde durulmuş ve melik sultan olduktan sonra atabegine de bir bölgenin idaresi verilmiştir. İbn Bibi’deki bu bilgi sanki daha çok II. Gıyaseddîn dönemine aittir. Zaten Türkiye Selçuklu Devletin’deki atabeglik müessesesinde bizce II. Gıyaseddîn Keyhüsrev devri adeta bir dönüm noktası teşkil eder: Bir defa meliklik döneminden itibaren kendisine devlet yönetiminde uzun süre hizmette bulunmuş ve söz sahibi kişiler atabeglik etmiştir. Her ne kadar babası I. Alâeddîn Keykubad’ın vasiyetinin aksine tahta çıkarılmasında atabeglerinin Sadeddîn Köpek kadar etkisi olmasa da tahta oturma merasimi sırasında bizzat faaliyetlere iştirak etmişlerdir. Bunun dışında Celâleddîn Karatay ile birlikte gerek devlet yönetimi ve siyasetinde etkin hale gelen ve bugünkü devlet danışmanlığına benzeyen  “devlet atabegliği” kavramı yerleşmiştir. Kendisinden sonra tahta çıkan sultanlar devlet idaresindeki görevleri tespit ederken bir de Celâleddîn Karatay’ın yetkilerine sahip devlet atabegi tayin eder hale gelmişlerdir. İnşâ eserlerinde verilen bilgilere bakarak hiç değilse devletin son dönemlerinde atabekin protokoldeki yerinin vezir ve meliklerden sonra saltanat naibinden önce olduğunu söyleyebiliriz.

Devletin iyiden iye zayıfladığı ve Türkiye Selçuklu sultanlarının İlhanlılar’a bağlı birer sembol olarak varlıklarını devam ettirdikleri dönemlerde ise atabeglerin etkileri daha yoğun hissedilmiştir. II. Mesud’da ve III. Alâeddîn Keykybad’da olduğu gibi sultanlar tahtlarını atabeglerine borçlu hale gelmişlerdir. Bu durum hem sultanların hem de atabeglerin işini daha da zorlaştırmıştır. Çünkü atabegler varlıklarını devam ettirmek için atabegliğini yaptığı sultan kadar İlhanlı sarayından onay almak ve onları da memnun etmek zorunda kaldılar. Bütün bunlar onların III. Alâeddîn Keykubad zamanında olduğu gibi atabeg ne derse o olur hale gelmelerini sağladı.

Sultanın Adı

Sultanın Kendi Atabegi

Çocuklarının Atabegi

Devrinde Atabeg Olarak Geçenler

Süleyman Şah         (öl.1086)

          ?

I. Kılıç Arslan’a Humartaş el-Süleymanî’yi atabeg olarak tayin etmiştir.

 

           ?

I. Kılıç Arslan (1093- 1107)

Humartaş el-Süley-manî

Melikşah / Şahin-şah’a Emir Bo-zmış/Pizmiş ata-beglik yapmıştır.

Tuğrul Arslan’a atabeglik yapanlar: Emir Bozmış/Piz-miş ?, İl Arslan ?, Adı bilinmiyen biri?.

          

 

              ?

Şahinşah (1110- 1116)

            ?

            ?

              ?

I. Mesud ( 1116- 1155)

            ?

 

             ?

Atapokos (Ata-beg)   ?

                              

 

II. Kılıç Arslan (1155- 1192)

           ?

             ?

Atabeg Süleyman (?), Atabeg Bed-reddîn Şahinşah,  Emir Atapakos (Atabeg), Emir Sami(?), Atabeg Ebu’l-mekârim Şahenşah.             

I. Gıyaseddîn Keyhüsrev (1192- 1196/1205- 1211)

            ?

I. İzzeddîn Keyka-vus ve I. Alâeddîn Keykubad’a ata beglik yapanların adları kesin olarak bilinmiyor.

                                

Rükneddîn II. Süleyman Şah (1196- 1204)

            ?                       

          ?

             ?

III. Kılıç Arslan (1204- 1205)

            ?

           ?

             ?

I. İzzeddîn Keyka-vus (1211-1220)

            ?

           ?

             ?

I. Alâeddîn Key-

kubad (1220- 1237)

Emir Bedreddîn Gevhertaş (lala)

Gıyaseddîn Key-hüsrev’e Mübâ-rizeddîn Erto-kuş’u atabeg tayin etti (1228). Daha sonra Çaşnigir Şemseddîn Altun-aba’yı tayin etti (1237 civarı).

             ?

II. Gıyaseddîn Keyhüsrev (1237- 1245)

Mübarizeddîn Er-tokuş, Şemseddîn Altunaba, Cemâ-leddîn Ferruh lala, Celâleddîn Karatay.

İzzeddîn Key-kavus’a atabeg olarak Üstadûddar Mübarîzeddîn Ar-mağan Şah’ı tayin etti.

Atabeg Fahreddîn Arslandoğmuş                       

II. İzzeddîn Key-kavus (1246- 1249/ 1249-54/1257-59/ 1259-1262)

Mübarîzeddîn Ar-magan Şah, Esed-eddîn Ruzbe, Müşterek saltanat süresince Celâ-leddîn Karatay, Arslandoğmuş.

             ?

Şemseddîn Altun-aba.   

 

 

 

 

 

                                                  

Rükneddîn IV. Kılıç Arslan (1254- 57/1259- 62)

Müşterek saltanat süresince Celâ-leddîn Karatay,

Arslandoğmuş, Erzincanlı Baha-eddîn Tercüman

             ?

 

III. Gıyaseddîn Keyhüsrev (1266- 1284)

Mecdeddîn Mu-hammed b. Hasan (Hüseyin) Erzin-canlı.

             ?

Atabeg Bahaed-dîn

II. Mesud (1284- 1296/1302- 1310)

Yavlak Arslan, Bahaeddîn Rûz-kardî.

             ?

              ?

III. Alâeddîn Key-kubad  (1289- 1302)

Karahisar kadısı Atabeg Mecdeddîn.

             ?

              ?

 

 

 

 

(Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)

Kaynakça

1 F. Köprülü, “Atabeg”, İA, I, 712; C. Alptekin, “Atabeg”, DİA, IV, 38; Gerhard Doerfer, Türkische und Mongolısche Elemente ım Neupersıschen, II, s. 5-8.

2 Büyük Selçuklular’da atabeglik için bkz. Cihan Piyadeoğlu, Büyük Selçuklular Döneminde Atabegler, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Anabilim Dalı, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1999.

3 N. N. Kozmin, “Orhun Abidelerinin Muharriri “Atısı” Lakablı Yollug Tegin ve Sınıfı Mensubiyeti”, Türkiyat Mecmuas, V, (1936), s. 368. Müessesenin Büyük Selçukluları’ndan önce Göktürkler’de, Uygurlar’da ve Oğuzlar’daki durumu ve gelişi hakkında pek fazla bilgi olmadığı gibi yapılmış müstakil bir çalışma da yoktur.

4 Kirman Selçukluları’nda atabegler başkentte ve hükümdarın yanında meliklere idarî işlerde yol gösterici ve baş danışman olarak hizmet ederlerdi (bkz. Erdoğan Merçil, Kirman Selçukluları, TTK Ankara 1989, s. 255).

5 C. Alptegin, a.g..m., s. 39.

6 Tarih-i Guzîde,  nşr. Abdu’l-Huseyn Nevâ’î, Tahran 1364/1985,  s. 609.

7 İlhanlılar’da atabegler için kullanılan lakablar için bkz. Muhammed b. Hindûşâh Nahcevânî, Destûru’l-kâtib fî ta’yûnu’l-merâtib, I/2,  nşr. Abdülkerim A. Alizade, Moskova 1971, s. 49-51.

8Osman G. Özgüdenli, “ XIV. Yüzyıl Başlarında Tebrîz’de İki Yetimhane„ M.Ü. Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi Savaş Çocukları Öksüzler ve Yetimler Uluslar Arası Sempozyumu, 31 Ekim-01 Kasım 2002, s. 14.    

9 I. Kılıç Arslan hakkında bkz. Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 1996.

10 O. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul  1993, s.108; Işın Demirkent, a.g.e., s. 54.

11 İbnü’l-Esir, el-Kâmil Fi’t-Tarih, Türkçe çev. Abdülkerim Özaydın, X, 345; O. Turan, a.g.e, s. 108.

12 Işın Demirkent, a.g.e., s. 58; Remzi Ataoğlu’nun, tarihçi İbnü’l-Ezrak’tan nakl ettiğine göre; “I. Kılıç Arslan’ın kızı olan Sacide Hatun (O. Turan, Sa’ide Hatun olarak verir, bkz., a.g.e., s. 109) Hısn-ı Keyfa Sahibi Rüknüddevle Davud (1108-1144) ile evlenmiş ve Sacide Hatun 1130 yılında ölünce, babası adına Meyyâfârîkin’de yaptırılan Kubbetü’s-Sultan adını taşıyan türbeye gömülmüştür” (Hısnı-ı Keyfa Artuklu Devleti, AÜSBE, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara 1985, s. 60).

13 İbnü’l-Esir, el-Kâmil, X, 377; O. Turan, Doğu Anadolu’da Kurulan Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1993, s.88.

14 el-Kâmil Fi’t-Tarih, X, 344.

15 Ebu’l-Ferec Tarihi II,  Türkçe çev. Ömer Rıza Doğrul, TTK Ankara  1987, s. 346-347.

16 Sadece Sıbt İbnü’l-Cevz, Musul’da hükümdar ünvanı ile kalanın Mesud olduğunu kayde eder, bkz. Mir’atü’z-Zaman fî Tarihi’l-A’yân, Haydarabad 1951, III/2, 533. Işın Demirkent ise Sultan I. Kılıç Arslan adlı eserinin 57. Sayfasında I. Kılıç Arslan’ın “11 yaşındaki oğlu Şahinşah’ı melik ilân edip, onu Musul’da kendisine vekâlet etmekle görevlendirdi; yanına bir askerî birlik bırakarak, Emir Bozmış’ı ona atabeg tayin etti” der. Yine M. Kesik de Musul’da kalan melikin Melikşah olduğunu belirtir bkz. Sultan I. Mesud Devri Türkiye Selçukluları Tarihi ( 1116-1155), TTK Ankara 2003, s.11.

17 Osmanlılardan Önce Anadolu, çev. Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2000, s.19.

18 gös. Yer.

19 Süryanî Patrik Mihallin Vakainamesi, çev. H. D. Andreasyan, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Basılmamış Nüsha, s. 54.

20 Ebu’l-Ferec Tarihi, II, 349.

21 Süryanî Patrik Mihallin Vakainamesi, s. 56; Ebu’l-Ferec Tarihi, II, 350-351.

22 I. Mesud Dönemi için bkz. M. Kesik, a.g. e.

23 N. Khoniates, Historia, çev. F. Işıltan, TTK Ankara 1995, s. 20.

24 II. Kılıç Arslan, KBY 1986, s. 34-35.

25 N. Khoniates, a.g.e., s. 133-134; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkriye, s. 213-214; A. Çay, II. Kılıç Arslan, s. 92. C. Chane ise 1177’de adı geçen “Atabeg“  in Danişmendliler’in hüküm sürdüğü Niksar’daki kitabelerden tanıdığımız Arslan   Doğmuş’un  oğlu Emir Sipehsâlâr Atabeg Bedreddîn Şehinşah olduğunu kaydetmektedir (bkz. Osmanlılardan Önce Anadolu, s. 42).

26 Sultan I. İzzeddîn Keykavus (1211-1220), TTK Ankara 1997, s. 9.

27 M.Hüsrev Subaşı, “Bazı Niksar Kitabeleri Hakkında Tesbit Ve Düşünceler””, Danişmendiler Döneminde Niksar’da Tıp Tarih Ve Kültür Sempozyumu, 6-8 Ekim Niksar 2000, s.125.

28 I. Gıyaseddîn Keyhüsrev hakkında daha geniş bilgi için bkz. T. Baykara, I. Gıyaseddîn Keyhüsrev (1164-1211) Gazi-Şehit, TTK Ankara 1997.

29 el-Evâmirü’l-Alaiyye, s. 38; Türkçe trc., s. 57.

30 Ahmet Eflâki, Menakıbü’l-Arifîn I, neşr. Tahsin Yazıcı, Ankara 1976, s. 43, Türkçe trc., Tahsin Yazıcı, Ariflerin Menkıbeleri I, İstanbul 1989, s.43.

31 Mübârizeddîn Ertokuş 1182 yılından itibaren I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in hizmetinde görev yapmıştır. 1195 yılında Honas’ın fethi sırasında parmağından yaralanıp gazi ünvanını almıştır. 1204 yılında I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in yeniden tahta çıkması için harekete geçen uç beylerindendir. I. Gıyaseddîn Keyhüsrev 1207 yılında Antalya’yı feth edince şehrin subaşılığını ona vermiştir. 1211 yılında sultan ile birlikte Alaşehir savaşına  katılmış, ancak bu sırada Antalya elden çıkmıştır. 1216 yılında şehri I. İzzeddîn Keykavus geri alınca tekrar eski görevine dönmüştür. I. Alâeddîn Keykubad zamanında Alâiye (1221-1222)’nin fethine katılmıştır. 1225 Ermeni Seferi sırasında Antalya sahillerinden hareket ederek Manavgat, Aydos, Anamur gibi irili ufaklı kırk kaleyi feth etmiştir. Erzincan’ın emri ile Davud Şah’ın kardeşi Melik Muzaffereddîn Muhammed’in topraklarından olan Kogonya (Şebinkarahisar)’ nın fethi ile görevlendirilmiş ve kısa bir sürede bölgeyi ele geçirmiştir. Aynı zamanda imarcı biri olarak bilinen Mübarizeddîn Ertokuş’un bugünkü Isparta’nın yakınında bulunan Agros (Atabeg) nahiyesinde kendisinin inşa ettirdiği (1224) bir medresesi vardır (bkz. İbn Bibi, a.g.e., s. 99, 343, 359, 361, Türkçe trc., s. 119, 354, 368, 369; Tuncer Baykara,  a.g.e., s. 49; O. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 266).

32 İbn Bibi, a.g.e., s. 359, Türkçe trc., s. 368.

33 I. Gıyaseddîn Keyhüsrev,  s. 49.

34 a.g.e.,  s. 458-459; Türkçe trc., s. 454.

35 Şemseddîn Altunaba hakkında bkz. O. Turan, “Selçuklu Devri Vakfiyeleri I Şemseddîn Altun-Aba Vakfiyesi ve Hayatı”, Belleten, 1947, X1, 197-235.

36 İbn Bibi, a.g.e., s. 465, Türkçe terc., II, 20. Atabeg Ferruh’un 633/1235 tarihini  taşıyan Çankırı’da yaptırdığı bir hastahane mevcuttur (bkz. O. Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, TTK Ankara 1988, s. 52).

37 a.g.e., s. 471, Türkçe trc., II, 25-26.

38 Camiü’d-düvel, yay. Ali Öngül, İzmir 2001, II, 84.

39 Celâleddîn Karatay hakkında bkz. A. Taneri, “Celâleddîn Karatay”, DİA, VII, 251-252.

40 Anonim Selçuknâme, nşr. ve Türkçe trc., F. Uzluk, Anadolu Selçukî Tarihi, III, Ankara 1952, s. 51, Türkçe trc., s. 34.

41 a.g.e., s. 482, Türkçe trc., II, 36.

42 “Taşt”ın kelime anlamı leğendir. “Taşthane” ise çamaşır yıkanan yere verilen isimdir. Selçuklu saray teşkilâtında taşthaneden sorumlu olan kimseye “Taşt-dar” denirdi. Başlıca görevi yemek öncesi ve sonrası, abdest alırken hükümdara leğen tutup eline su tutmaktır (bkz. F. Steingass, Persian-English Dictionary, s. 815).

43 Camiü’d-düvel, yay. Ali Öngül, İzmir 2001, II, 84.

44 a.g.e., s. 473; Türkçe trc., II, 27-28.

45 Babaî isyanları hakkında bkz., Ahmet Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı, İstanbul 1980.

46 Konya-Beyşehir yolu üzerinde Sultan I. Alâeddîn Keykubad tarafından inşa ettirilmiş bir saraydır. İbn Bibi’de az da olsa bilgi  verilen Kubadabad sarayı Beyşehir gölünün batı kıyısında göl ile Anamas dağının eteklerinde yer almaktaydı. Projesi ile bizzat ilgilenen Alâeddîn Keykubad tarafından devrin mimarı Sadeddîn Köpek’e yaptırılan Kubadabad sarayının etrafı hafif bir surla çevrili idi. Surun içinde ise sultanın kayıklarının yanaşabilmesi için küçük bir tersane, mescit,  hamam, fırın, mutfak, nebetçiler için barınak, silah, yiyecek deopoları ile ahırlar yer almaktaydı (btz. İbn Bibi, a.g.e., s. 353-354, Türkçe trc., s. 362-364; M. Zeki Oral, “Kubadabad Çinileri”, Belleten, XVII/66 Ankara 1953, s. 209-223; Mehmet Önder, “Selçuklu Devri Kubadabad Sarayı Çini Süslemeleri”, VIII. Türk Tarih Kurumu Tebliğleri, II, 911-91.

47 O. Turan, Selçuklular Zamnında Türkiye, s. 267 dipnot 63, 410, 423, 424 dipnot 32; C. Cahen, a.g.,e., s. 179. Yalnız C. Cahen s. 89’da Armağan Şah’ı II. Gıyaseddîn’in oğlu İzzeddîn’in atabegi olarak verirken s. 180’de İzzeddîn b. Keykubad’ın yani II. Gıyaseddîn’in kardeşinin (I. Alâeddîn Keykubad’ın Eyyûbî Melikesinden olan oğlu) atabegi olarak göstermektedir. Hatta İzzeddin’in onun buyruğu ile ölüme mahkum edildiği kayıtlıdır.

48 s. 47, Türkçe trc., s. 32.

49 a.g.e, s. 526, Türkçe trc., s. 71.

50 İbn Bibi, a.g.e.,  s. 592, Türkçe trc.., II, 123.

51 Müsâmeretü’l-Ahbâr, Türkçe çev. Mürsel Öztürk, KBY  Ankara 2000, s. 31.

52 Mevlana Celâleddîn, Mektûbât,, nşr. F. Uzluk, İstanbul 1937, s. 137, Trkçe trc., A. Gölpınarlı, İstanbul 1963, s. 199.

53 gös. yer.

54 N. Kaymaz, Pervâne Mu’înü’d-din Süleyman, AÜDTCFY, Ankara 1970, s. 64, 108.

55 Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Defter no 591, s. 255; A. Temir, Kırşehir Emiri Cacaoğlu Nurdeddîn’in 1272 tarihli Arapça- Moğolca Vakfiyesi, Ankara 1959, s. 67, 130; O. Turan, “Selçuk devri vakfiyeleri I. Şemseddîn Altun-Aba, vakfiyesi ve hayatı”, Belleten, XI, sayı 42, Ankara 1947, s. 213. Menakıbü’l-Arifin’de verilen bilgilere göre, Atabeg Arslandoğmuş’un büyük bir medrese yaptırdığı ve vakfiyesinde bu medresenin hocalarının hanefî ve sofu olmasını şart koştuğu gibi şafîlerin alınmayacağı belirtilmektedir (bkz. I, 481).

56 İbn Bibi, a.g.e., s. 623-624, Türkçe trc., II,  148-149; N. Kaymaz, a.g.e.,  s. 64. Osman Turan, Ebu’l Ferec’i referans götererek meliklik döneminde Rükneddîn IV. Kılıç Arslan’ın Atabeg’i olarak Bahaeddîn Tercüman’ı göstermektedir (bkz. Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 459). Fakat gerek Ebu’l Ferec’de gerekse dönemin ana kaynağı İbn Bibi’de Bahaeddîn Tercüman’ın atabeg tayin edildiğine dair bilgi yoktur.

57 İbn Bibi, a.g.e., s. 459-460; N. Kaymaz, a.g.e., s. 206.

58 a.g.e., s. 605-607, Türkçe trc., s. 134-135.

59 a.g.e., s. 605-607, Türkçe trc., s. 135.

60 a.g.e., 608, 630, Türkçe trc., II, 136, 154.

61 a.g.e., s. 30.

62 s. 55-56,  Türkçe çev.,  s. 37.

63 İbn Bibi, a.g.e.,  s. 657-658, Türkçe trc., I I, 175-176; N. Kaymaz, a.g.e, s. 24, 106, 136.

64 N. Kaymaz, a.g.e., s. 154; O. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 541.

65 N. Kaymaz, a.g.e., s. 155.

66 İbn Bibi, a.g.e., s. 670-679,  Türkçe trc., II, 185-196; O. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 546; C. Cahen,  a.g.e.,  s. 265.

67 İbn Bibi, a.g.e.,  s. 741, Türkçe trc., II. 248; Müneccimbaşı, a.g.e., II, 110.

68 a.g.e., s.  275.

69  Menakıbü’l-Arifin II, yay., Tahsin Yazıcı, TTK Ankara 1980, s. 848, Türkçe trc., Tahsin Yazıcı, Ariflerin Menkıbeleri II, İstanbul 1989,  s. 255.

70 a.g.e., s. 249, Türkçe trc., II, 256.

71 Aksarayî, a.g.e., s. 226; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 620-625; Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, TTK Ankara 1991,  s. 166.

72 a.g.e., s. 236.

73 Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, s. 16-18.

74 Bu eserler için bkz. O. Turan, a.g.e., s. 174-177.

75 Hasan bin Abdülmümin el-Hoyî, Kâvaidu’r  resail ve Ferâidu’l-fezâil, Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih, numara 5406.

76 Hasan bin Abdülmümin el-Hoyî, Gunyetu’l-Kâtib ve minyetu’l-tâlib, Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih, numara 5406.

77 vr. 61b.

78 vr. 74b.