Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Bizans İmparatorluğu-Antakya Haçlı Prinkepsliği Siyasî İlişkilerine Bir Bakış

Mehmet Ersan*

Yedinci yüzyılda Emevilerin başlattığı ve Abbasilerin devam ettirdiği Anadolu’ya yönelik seferlerin sonucunda kaybettiği toprakları, X. yüzyılın ikinci yarısından itibaren karşı saldırı ile geri almaya başlayan Bizans İmparatorluğu, XI. yüzyılın başlarına gelindiğinde artık Kilikya, Kuzey Suriye’nin bir kısmı, Güney ve Doğu Anadolu bölgelerinde hakimiyet kurmuştu. Ancak Bizans İmparatorluğu’nun bu ilerleyişini, Maveraünnehr ve Horasan bölgelerinde yaşanan gelişmeler dolayısıyla Anadolu’ya yönelen Selçuklu akınları ve fetihleri durdurmuştur. Hatta Selçuklu akınları, İmparatorların Araplardan geri almayı başardıkları bölgelerin de elden çıkmasına neden olduğu gibi, Türklerin, Marmara kıyılarına dayanmasını sağlamıştır. Bilindiği gibi Anadolu’nun fethi üzerine, önce İmparator VII. Mikhail (1071-1078), daha sonra da I. Aleksios (1081-1118)’un Türklere karşı savaşmak için Avrupa’dan askeri yardım isteği, Papalığa I. Haçlı Seferini başlatma olanağı sağlamıştır. I. Haçlı Seferini başlatıp hareketi yönlendirenlerin amacı[1], Bizans İmparatoru’nun beklentilerinden çok farklı olduğu için düzenlenen sefer, İmparatorluğun doğusunda devleti uğraştıracak yeni sorunları da beraberinde getirmiştir. Çünkü Haçlı ordularını sevk ve idare eden Raymond dışındaki kont ve dükler, İstanbul’a geldiklerinde vassallık andı içmelerine rağmen[2], kendi hesaplarına hareket ederek, düşüncelerini gerçekleştirmenin gayreti içine girmişler, ele geçirdikleri bazı önemli merkezlerde kendilerine devletçikler kurmuşlardır. Bu devletçiklerden birisi de Antakya’da kurulan Haçlı Prinkepsliği’dir.

Antakya, Anadolu’yu Suriye ve Filistin’e bağlayan yol üzerinde bulunması ve Mezopotamya’nın Doğu Akdeniz ile bağlantısını sağlayan noktalardan biri olması nedeniyle, tarihi boyunca önemini muhafaza etmiş bir şehirdir. Antakya, Arapların fethinden önce ve İmparator Nikephoros II. Phokas (963-969) döneminde geri alınmasından sonra Müslümanlara karşı düzenlenen seferlerde kullanılan bir üs olmuştur[3]. Bizans’a tâbi olarak Ermeni Philaretos’un hâkimiyetinde iken, 1085 yılında Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleymanşah (1075-1086) tarafından feth edilen şehir, I. Haçlı Seferi sırasında Türklerin elinden alınmış, I. Aleksios ile yapılan antlaşmaya rağmen Bohemund’un entrikaları sonucu Bizans İmparatorluğu’na terk edilmemiştir.

Ülkesinde parlak bir geleceğe kavuşma imkanını yakalayacağından pek emin olmayan Norman reisi Robert Guiskard’ın oğlu Bohemund, Fransa’dan hareket eden Haçlı orduları İtalya’ya ulaştıklarında, bu hareketi kendi çıkarı için kullanabileceğini anlayarak Doğuda kendisine bir hakimiyet sahası aramak için sefere katılmış[4], İstanbul’a geldiğinde[5], İmparator’dan Haçlı ordularının başkomutanlığını elde etme ümidiyle vassallık andı içmiştir[6]. Ancak, İmparatordan umduğunu bulamayan Bohemund, başka arayışlar içerisine girmiş ve Antakya önlerine geldiklerinde, Türklerden aldıkları takdirde bu şehre kendisi sahip olmaya karar vermiştir. Bohemund’un verdiği bu karar, hem kendisinin, hem de kurmayı düşündüğü devletçiğin Bizans ile sürekli bir mücadelenin içine girme kararı anlamına gelmektedir.

Bohemund amacına ulaşabilmek için ilk önce İmparatorun temsilcisi olan Tatikios’un Antakya’dan ayrılmasını sağlamıştır[7]. Ardından İmparatorun temsilcisinin bu hareketini propaganda malzemesi yaparak, Tatikios kendilerini terk ettiği için, İmparatorluğa karşı üzerlerine aldıkları yükümlülükten kurtuldukları, yani Antakya’nın artık İmparatora iadesinin gerekli olmadığı düşüncesini hakim kılmaya[8], Haçlı askerlerini ve reislerini kendi düşüncesine alıştırmaya çalıştı[9]. Bu çabasında da başarılı olan Bohemund, Raymond de Toulouse’un muhalefetine rağmen Haçlı reislerinin çoğunluğunu, şehrin kendisine bırakılmasına ikna etmiştir. Nihayet Bohemund, Haçlı reisleri arasında cereyan eden birçok münakaşalardan ve çevirdiği entrikalardan sonra, Antakya’da yaşayan Ermeni dönmesi Firuz ile bağlantı kurmasının[10] da verdiği rahatlıkla, “şehre ilk olarak kimin birlikleri girer ve İmparator da gelmeyecek olursa, Antakya yönetiminin ona verilmesi” teklifi üzerinde anlaşmaya varılmasını sağlamıştır[11].

Firuz ile yapılan anlaşma sayesinde Bohemund’un birlikleri, Urfa kuşatmasını kaldırıp Antakya üzerine yönelen Kürboğa’nın ulaşmasından önce, 3 Haziran 1098’de şehre giren ilk Haçlı birliği olmayı başardı[12]. Kürboğa, Antakya önlerine gelip şehri kuşatmaya başladığında Anadolu’da ilerlemekte olan İmparator I. Aleksios, Akşehir’e geldiğinde Antakya’dan kaçan Etienne de Blois’in Türklerin Antakya’ya girdiği ve Haçlı ordusunu imha ettiği haberi üzerine geri dönmesi[13], Bohemund’u hedefine bir adım daha yaklaştırdı. 28 Haziran’da surlar önünde Kürboğa ile yapılan savaşı da kazanan Haçlıların Antakya’ya kesin olarak yerleşmesinden[14] sonra Bohemund, şehrin hakimiyetini eline geçirdi[15].

Bundan sonra şehre hakim olmak isteyen Bizans İmparatorluğu ile bölgede tutunmak ve varlığını güçlenerek sürdürmek isteyen Antakya Haçlı Prinkepsliği arasında mücadele kaçınılmaz olmuştur. Nitekim Antakya’nın ele geçirilmesinden sonra şehrin kime bırakılacağı tartışmaları sürerken ve salgın hastalık ile boğuşuluyorken, Çukurova bölgesini kendi devletine katmak niyetinde olan Bohemund, bir önceki sonbaharda Tankred’in burada bıraktığı garnizonları takviye ve bunların itaatlerini kabul etti[16]. Bizans kuvvetlerinin bölgeyi geri alma teşebbüsü ise, Ermenilerin Haçlıların tarafını tutması yüzünden sonuçsuz kaldı[17].

Bohemund, Haçlı ordusu Kudüs’ü ele geçirmek amacıyla güneye doğru yola çıkarken, kendisi Antakya’da kalarak hem durumunu güçlendirmeye, hem de Bizans’tan gelebilecek tehlikelere karşı önlem almaya çalıştı. Öncelikle 1099 yılında Antakya’nın hemen güneyinde güçlü bir Bizans donanmasının bulunduğu Lazikiye (Laodikea)’yi hedef seçerek kuşatmış ve Bizans’a karşı savaşa başlamıştır.  Deniz gücü bulunmadığından sonuç alamayan Bohemund, bu eksiğini Papa’nın yeni elçisi Daimbert’i Doğu’ya getiren Pisa filosunun kaptanları ve Daimbert ile bir anlaşma yaparak gidermeye çalıştı[18]. Ancak, Bohemund ile anlaşan Pisalı kaptanlar, Lazikiye’yi kuşatmak üzere mevzi aldıklarında, Kudüs’ün zaptından sonra yurtlarına dönmekte olan Raymond’un girişimi üzerine donanmalarını geri çekince, Antakya kuvvetleri kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Bu arada Tatikios, İmparatorun vekili sıfatıyla Kıbrıs’ta bulunan Butumites’i, Bohemund ile görüşmek üzere Antakya’ya göndermiş, fakat hiçbir sonuç alamayınca İstanbul’a hareket etmiştir[19]

Bohemund’un tutumu ve saldırgan davranışı karşısında İmparatorluk donanmasının amiralliğine yükseltilmiş olan hadım Eustathios kuvvetli bir filoyla harekete geçerek batı Çukurova limanları olan Silifke ve Korykos’u geri almış[20] ve daha sonra Bizans’ın kara ordularının komutanı Monastras Tarsus, Adana ve Misis’i ele geçirerek hakimiyetini Bohemund’un işgal etmiş olduğu daha doğudaki Çukurova arazisine uzatmaya başlamıştır[21].

Bu arada Bizans ile Antakya Prinkepsliği arasında çeşitli bölgelerde çarpışmalar olurken, Bohemund’un Ortodoks Patriği makamından uzaklaştırıp Latin Bernard de Valence’i Antakya’da patriklik makamına getirmesi, yerli Hıristiyan halk ile Haçlılar arasındaki anlaşmazlığı arttırırken, Bizans ile ilişkileri daha da gerginleştirmiştir[22].

Bohemund’un Gümüştekin’e tutsak düşmesinden sonra Antakya’da hakimiyeti ele geçiren Tankred, dayısının Bizans İmparatorluğu ile mücadele politikasını sürdürdü. 1101 yılında gelen Haçlı ordularının İmparatoru meşgul etmesi ve Çukurova’da yeterli Bizans askeri gücünün bulunmayışı, yeni gelen Haçlı ordularının Anadolu’da imhası, Tankred’e, Bizans’ın, üç yıl önce ele geçirdiği Çukurova’nın önemli şehirlerini geri alma fırsatı verdiği anlaşılıyor[23].  

Tankred’in bundan sonraki hedefi, daha önce Bohemund’un almayı başaramadığı, Raymond’un Provenceli birliklerinden yardım alan ve bir Bizans filosu tarafından korunan Lazikiye oldu. Tankred’in bu teşebbüsünde başarılı olmasını sağlayan en önemli gelişme, herhalde İstanbul’dan deniz yoluyla Suriye’ye giden Raymond’un, Tarsus limanında karaya çıktığında Tankred’in adamları tarafından tutuklanması ve serbest kalmak için Kuzey Suriye işlerine karışmamaya yemin etmek zorunda kalmış olmasıdır[24]. Nitekim serbest bırakılan Raymond’un, Lazikiye’de bulunan birliklerine şehri boşaltma emri vermesinden sonra Tankred,  1102 ilkbaharında harekete geçmiş ve yaklaşık bir yıl süren kuşatmadan sonra Antakya için stratejik önem taşıyan şehri almıştır[25].

Danişmendli zindanında bulunduğu sırada Bohemund’u satın alarak etkisiz kılmayı amaçlayan[26] İmparator I. Aleksios, bunu başaramayınca, daha sonra esaretten kurtulan Bohemund’a mektup göndererek Çukurova şehirlerinden çekilmesini istemiş, bu talep yerine getirilmeyince, söz konusu şehirleri güç kullanarak almak üzere Butumites’i görevlendirmiştir. Fakat 1103 yazında Çukurova’ya giren Butumites, kendisine verilen görevi yerine getirememiş ve İstanbul’a çağırılmıştır[27].

Antakya yönetimiyle sürekli mücadele etmek durumunda kalan İmparator, diğer Haçlı devletçikleriyle olumlu ilişkiler kurmuş ve Antakya Prinkepsliğine yönelik saldırılarda sessiz kalmalarını sağlamıştır. Nitekim I. Aleksios Komnenos, Antakya Prinkepsliği’nin saldırılarına maruz kalabilecek Korykos ve Silifke’yi berkitirken,  Kıbrıs’tan hareket eden  Amiral Kantakuzenos’un emrindeki Bizans donanması, Lazikiye limanı ve şehrin aşağı kısmını ele geçirmiştir(1104). Bohemund, Lazikiye iç kalesinde tutunabilen kuvvetlerinin yardımına koşmuş, ancak donanması olmadığından Bizans kuvvetlerini bulundukları yerden çıkarmak için herhangi bir girişimde bulunamamıştır. Tankred, ancak 1106 yılında onsekiz aydan beri kuşatma altında bulunan ve açlıktan büyük sıkıntı çeken Lazikiye garnizonuna yardıma gidebildi ve onlara yiyecek maddeleri sağlayarak Antakya’ya döndü[28].

Diğer taraftan Haçlıların Harran yenilgisinden sonra Monastras’ın emrindeki bir Bizans ordusu da Tarsus, Adana ve Misis’e hakim oldu[29]. Bizans kuvvetlerinin bu ileri harekatı sırasında diğer Haçlı reislerinin Antakya’ya yardımının olmamasında, İmparatorun Bohemund’u yalnız bırakma yönünde takip ettiği politikanın etkisi şüphesizdir.

Gelinen bu noktada her taraftan kuşatıldığını anlayan Bohemund, çarenin yeni kuvvetler getirmek olduğunu söyleyerek deniz yoluyla Avrupa’ya gitti(1104)[30] ve oradaki faaliyetlerini Bizans aleyhine bir kampanyaya dönüştürdü. Bu faaliyetlerinin sonucunda Papalık başta olmak üzere Avrupalıların Bizans’a bakışında ve Haçlı seferlerinin yönünün değişmesinde etkili olan Bohemund[31], 9 Ekim 1107’de Bizans’ın Dyrrhakhion (Draç) şehrine saldırarak, amacının Antakya’ya yardım götürmek değil, emrindeki orduyu kendi çıkarı için kullanmak olduğunu gösterdi. İmparatorun aldığı önlemler dolayısıyla giriştiği savaşı, 1108 sonbaharında kaybeden ve hüsrana uğrayan Bohemund, imzaladığı Devol Antlaşması ile Bizans’ın yüksek hakimiyetini kabul etmek ve özellikle Antakya için vassallık yemini vermek zorunda kaldı[32]. Ancak Bohemund Avrupa’ya giderken Antakya’nın idaresini eline alan Tankred (1104-1112), dayısının Antakya için verdiği vassallık yeminini dikkate almamış ve Bizans hakimiyetini tanımamıştır[33].

Nitekim Bohemund, Balkanlarda Bizans’a karşı harekete geçtiğinde I. Aleksios’un, Çukurova’dan Monastras’ı, Lazikiye’den Kantakuzenos’u geri çağırmasını fırsat bilen Tankred, saldırıya geçerek Çukurova’da hakimiyetini Adana ve Tarsus’a kadar uzatırken (1108-1109)[34], Kantakuzenos’un halefi olan Petzeas mukavemet edemediğinden Lazikiye’yi de 1108 ilkbaharında Antakya Prinkepsliğine dahil etti. Ayrıca Tankred, Bohemund’un imzaladığı antlaşmanın yükümlülüklerini bildirmek üzere Aleksios’un Antakya’ya gönderdiği elçileri de kovdu[35]. Tankred’i Devol Antlaşması’nın hükümlerini kabule zorlama konusunda Haçlı reislerini ikna edemeyen I. Aleksios ise, 1111 yılı başlarında, Bağdad’a elçi göndererek, Tankred’e karşı ortak hareket etme imkanını müzakere ettirmiştir[36].

Dayısı Bohemund’un İmparator ile yaptığı antlaşmayı dikkate almayan ve Prinkepsliğin sınırlarını Bizans aleyhine genişletmeyi başaran Tankred, yeğeni Roger de Salerne’i kendine halef tayin ettikten sonra 12 Aralık 1112’de öldü[37].

1135 yılına gelindiğinde Bizans İmparatorluğu’nun Antakya üzerinde hakimiyet tesis etme fırsatı ortaya çıktı. Alice, İmparatorun en küçük oğlu Manuel’in, kızı Constance ile evlendirilmesini teklif etmek üzere İstanbul’a bir elçi gönderdi. Evlilik gerçekleştiği takdirde Antakya’da Bizans hakimiyeti kurulabilecekti[38]. Ancak Alice’in bu hareketini onaylamayan Franklar, 9 yaşındaki Constance’ı, Kral Foulque’un daveti üzerine Avrupa’dan Antakya’ya getirdikleri 37 yaşındaki Raymond de Poitiers ile 1136 yılında evlendirdi. Bu evlilik sayesinde Raymond de Poitiers (1136-1149), Antakya’nın hakimiyetini ele geçirdi[39].

Raymond de Poitiers, Prinkepsliğin yönetimini devraldığında, İmadeddin Zengi bölgede önemli askerî başarılar elde etmekteydi[40]. I. Aleksios’un ölümünden sonra tahta oturan Ioannes Komnenos (1118-1143) ise, Kuzey Suriye üzerindeki İmparatorluk iddialarını gerçekleştirmek ve Antakya’yı tamamen kontrol altına almak amacıyla[41], 1137 yılı ilkbaharında Çukurova’ya girmiş, Ermenilerin eline geçen şehirlere hakim olduktan sonra 29 Ağustos 1137’de Antakya önlerine gelmiştir[42].

Başlangıçta surların sağlamlığına güvenen, ancak İmparatora karşı koyacak durumda olmadığını fark eden Raymond de Poitiers, şehri İmparatora teslim etmeye karar vermiştir[43]. Yapılan görüşmeler sonunda Raymond’un, vassallık yemini etmesi ve İmparatora serbestçe şehre ve iç kaleye girmeye izin vermesi, eğer İmparator Frankların yardımı ile Haleb ve civarını ele geçirecek olursa, Antakya’yı İmparatorluğa iade etmesi, bunun yerine Haleb, Şeyzer, Hama ve Hıms’dan oluşacak yeni devletin başına geçmesi şartlarının kabulüyle anlaşma sağlandı. Bu şartları kabul eden Raymond, Bizans ordugâhına gelerek İmparatorun önünde diz çökerek ona itaat ettiğini bildirmiştir. Bunun üzerine Ioannes artık Antakya’ya girmek konusunda ısrar etmemiş, ancak İmparatorluk bayrağı iç kaleye çekilmiştir[44].

Antakya hakiminin kendisine bağlılığını bildirmesinden sonra kışı Çukurova’da geçiren İmparator, 1138 ilkbaharında Haçlı kuvvetleriyle birlikte Müslümanlara karşı saldırıya geçti. Fakat başarısız Şeyzer kuşatmasından sonra Antakya’ya çekildi[45]. Törenle şehre giren İmparator Ioannes’in iki tarafında Raymond ile Urfa Kontu Joscelin yürürken, Patrik ve bütün ruhani sınıf ona süslenmiş şehir sokaklarında, büyük bir merasimin yapılacağı katedrale ve oradan da ikamet edeceği saraya kadar refakat ettiler. Daha sonra İmparator Ioannes, Raymond’dan ordusunun şehre girmesine izin verilmesini ve iç kalenin kendisine teslimini istedi.  Bu gelişme karşısında şaşıran Raymond, düşünmek için süre isterken, Urfa Kontu Joscelin gizlice saraydan çıkarak şehir halkını İmparator aleyhine ayaklandırdı. İmparator Ioannes, bu isyan hareketinin Raymond ve Joscelin’in bir hilesi olduğunu fark etmekle birlikte, yaşanan gelişme üzerine kendilerinden sadece vassallık yeminini tazelemelerini istedi ve bu seferin sonucunda hiçbir şey elde edemeden İstanbul’a döndü[46].

İmparator Ioannes, 1142 yılında bu defa özellikle Antakya’yı ele geçirmek amacıyla ikinci Suriye Seferine çıktı. Niketas’ın ifadesiyle İmparatorun amacı isyankar ve uyuşmaz bir yapıya sahip olan Latinleri Antakya şehrinden feragate ikna etmekti[47]. Ancak Raymond, İmparatora Antakya’yı kendisine vermek hakkına sahip olmadığını, Prinkepsliği sadece Constance’ın kocası sıfatıyla yönettiğini bildirdi. Bununla birlikte İmparatorun şehri kesinlikle almaya kararlı görünmesinden dolayı korkuya kapılmıştı. Karşı koyduğu takdirde savaş kaçınılmaz olacaktı. Fakat 1143 ilkbaharında, Antakya’yı zorla ele geçirmek üzere Tarsus yakınlarındaki Bizans karargahında hazırlıklar sürerken, İmparator’un bir av sırasında eline batan zehirli bir ok ile yaralanıp ölmesi, Raymond’u Antakya’yı  teslimden kurtardı ve rahat bir nefes aldırdı[48].

Esasen Antakya hakiminin Bizans İmparatoru Ioannes’e ettiği vassallık yemininin gereklerini yerine getirmek düşüncesinde olmadığı daha önce görülmüştü. Ioannes’in ölümünden sonra tahta oturan Manuel zamanında da bu tutumunu sürdüren Raymond, onun yeni tahta oturmasından yararlanmak istemiştir. Raymond, İmparatora elçi göndererek kendi hükümranlık sınırları içinde olduğunu iddia ettiği Çukurova’dan çekilmelerini istedi. Prinkepsin iddialarını ve taleplerini reddeden Manuel, Çukurova ve Antakya’nın vaktiyle kendilerine ait olduğunu, Haçlı reislerinin sözlerinde durmadıklarını, daha önce yapılan anlaşmalara sadık kalmadıklarını belirtip, adı geçen yerlerin zamanı gelince alınacağını söyleyerek elçiyi geri göndermiştir[49].

Talepleri İmparator tarafından reddedilen Antakya Prinkepsi, Çukurova’ya saldırmaya cesaret etti. Ancak, İmparator Manuel’in, Andronikos ve Ioannes Kontostephanos kardeşler ile Porsuk adlı bir Türkün kumanda ettiği ordu ve Amiral Demetrios Branas idaresindeki donanma,  Raymond’un Çukurova’da ele geçirdiği yerleri geri almış, Prinkeps’in Antakya’ya çekilmesini sağlamış, deniz kuvvetleri de kıyı bölgelerini yağmalayıp, sahildeki yerli gemileri yakmıştır (1144)[50].

İmparatorun gönderdiği kuvvetler karşısında bir varlık gösteremeyen Raymond, bölgedeki diğer Haçlı liderleriyle de arası iyi olmadığından, İmadeddin Zengi tehlikesi karşısında[51] İmparator’dan yardım istemek için İstanbul’a gitmek zorunda kaldı. 1145 yılında İstanbul’a giden Raymond, İmparator Ioannes’in mezarı önünde diz çöküp pişmanlık göstererek affını isteyene kadar, İmparator Manuel tarafından huzura kabul edilmedi[52].  Affedildikten sonra huzura çıkan ve Bizans’ın yüksek hâkimiyetini kabul eden Raymond, iyi kabul görmüş, kendisine hediyeler verilmiş ve maddi bakımdan destek vaadinde bulunulmuştur[53]. Geçen süreçten sonra gelinen noktada Bizans İmparatorluğu’nun, Haçlıların Antakya’dan çıkarılması yerine İmparatorluğa bağlı ve kendi siyasetlerine uygun hareket eden bir devletçiğin kendileri için daha yararlı olacağı kanaatine ulaştığı anlaşılıyor[54].

Ancak Urfa’nın fethi üzerine gerçekleştirilen İkinci Haçlı Seferi, Raymond’u Bizans’ın tâbiiyetinden kurtulma düşüncesine sevk etmiştir. Nureddin’in ilerleyişi karşısında Raymond, tâbiiyet hususunda kendisini daha fazla yükümlülük altına sokacağından Bizans’a müracaat yerine, Kral Louis’e güvendi. Fakat Raymond, 1149 yılında Nureddin ile yapılan savaşta hayatını kaybetti[55].

Kocasının ölümü üzerine, en büyüğü henüz beş yaşında bulunan dört çocukla dul kalan Constance, Kudüs Kralı Baudouin’in kendisine önerdiği koca adaylarını beğenmeyerek İstanbul’a bir elçi heyeti göndermiş ve Manuel’den, metbuu sıfatıyle, kendisine bir koca tayin etmesini rica etmiştir. Constance’ın evleneceği kişi, aynı zamanda Antakya Prinkepsi de olacağından, Bizans İmparatorluğu’nun Antakya üzerinde kurmak istediği hakimiyet böylece gerçekleşecekti.  Ancak Constance’ın, İmparator Manuel’in Norman asıllı olması dolayısıyla Antakya ileri gelenlerinin memnuniyetle karşılayacağını düşündüğü ve sadakatinden emin olduğu koca adayı Ioannes Rogerios’u beğenmeyip geri göndermesi bu durumu engelledi[56].

1153 ilkbaharında Antakya naibesi Constance, kendisine teklif olunan birçok koca adayını reddettikten sonra, nihayet II. Haçlı Seferi sırasında Doğu’ya gelmiş olan Renaud de Chatillon (1153-1160) ile evlendi. Ancak İmparator Manuel, kendisine danışılmadan gerçekleştirilen bu evlilikten memnun olmadı[57]. Buna rağmen, Prinkepslik üzerindeki hukukuna dayanarak Antakya’ya elçiler gönderdi ve Antakya Frankları onun adına Ermeni Toros’a karşı bir sefer yaptıkları takdirde yeni Prinkepsi kabul etmeyi önerdi. Ayrıca bu işi iyi başarmak şartı ile para yardımında bulunmayı da vaat ediyordu. Renaud bu teklifi seve seve kabul etti. İmparator tarafından tasdik olunması onun şahsi mevkiini takviye edecekti. Bundan başka Ermeniler, Frankların, Antakya Prinkepsliği’nin bir parçası olarak üzerinde hak iddia ettikleri İskenderun bölgesine akın etmişlerdi. İskenderun yakınında meydana gelen kısa bir çarpışmanın ardından Renaud, Ermenileri Çukurova’ya geri attı ve ele geçirilen araziyi Templier tarikatına verdi. Tarikat, İskenderun’u işgal ederek Suriye geçidine hakim olan Bağras ve Gastun kalelerini inşa etti[58].

Renaud, kendisi için arzuladığı araziyi bu suretle ele geçirdikten sonra İmparatordan, vaad etmiş olduğu para yardımını istedi. Ancak İmparator esas işin daha henüz yapılmamış olduğu gerekçesiyle parayı vermedi. Renaud bunun üzerine siyasetini değiştirdi. Templier Şövalyeleri tarafından da teşvik edilerek Ermeni Toros ve kardeşleriyle barış yaptı. Ermeniler Çukurova’da sayısı pek azalmış olan Bizans kalelerine saldırırken, Renaud da Kıbrıs adasına bir sefer yapmaya karar verdi. Ancak bu teşebbüsü gerçekleştirmek için gerekli parası olmadığından, çok zengin olan Antakya Patriği Aimery’i işkenceye tabi tutarak parayı temin etti[59] ve Ermeni Toros ile birlikte 1156 ilkbaharında Bizans İmparatorluğuna ait olup imparatorun yeğeni Ioannes Komnenos’un vali olarak bulunduğu Kıbrıs adasına saldırdı. Renaud’un ve Toros’un adamları  adanın her yanına saldırarak üç hafta boyunca görülmemiş bir vahşet icra ettiler. Bir Bizans filosunun adaya yaklaşmakta olduğu haberini alınca, gemileri ağızlarına kadar ganimetle dolu olduğu halde geri çekildiler[60].

Renaud bunları yaparken, Kral Baudouin hâlâ bütün Hıristiyan dünyasının en güçlü devletinin Bizans İmparatorluğu olduğunu düşünerek, İmparator Manuel’e elçi gönderip İmparatorluk ailesinden bir hanımla evlenme arzusunu bildirdi. Yapılan görüşmelerden sonra Manuel, ağabeyi Isaakios’un kızı Theodora’yı Baudouin ile evlenmek üzere gönderirken, bu vesile ile taraflar arasında yapılan görüşmeler sırasında, Nureddin’e karşı yapılacak bir saldırı ve Renaud ile Toros’un cezalandırılması konusunda da görüş birliği sağlandığı anlaşılmaktadır[61].

1158 sonbaharında çok gizli bir harekât ile Çukurova’da görülen İmparator ve ordusu, Ermenilerin elinde bulunan kaleleri ele geçirirken, Ermeni Baronu Toros dağlara kaçtı[62]. İmparatorun bu seferi, Kıbrıs’a yaptıkları saldırının hesabını sormak için düzenlediğinin farkında olan Antakya Prinkepsi ise, kaçmanın faydasız olduğunu görerek, Misis önlerinde karargâhını kurmuş olan İmparator Manuel’e elçi göndererek itaatini bildirdi ve suçları bağışlandığı takdirde Antakya iç kalesinin teslimini teklif etti. İmparator bu teklifi kabul etmeyince, etraftaki devletlerden gelmiş olan elçilerin de bulunduğu bir ortamda, üzerine basit bir çul alıp, boğazına da ip dolayarak İmparatorun huzuruna yaklaştı. Başındaki örtüyü çıkarmış, yalın ayak ve kollarını dirseklerine kadar açarak, maiyetiyle birlikte İmparatorun huzurunda diz çöken ve göz yaşlarıyla af dileyen Prinkeps, dakikalarca bu şekilde kalarak aşağılandı. Nihayet İmparator, Antakya üzerindeki yüksek hakimiyetinin tanınması, Antakya’da Latin Patriği yerine Bizanslı bir Patriğin tayin olunması ve emredildiğinde İmparatorluk ordusuna birlikler göndermeyi yemin ederek kabul etmesi şartıyla onu affetti[63].

12 Nisan 1159’da Antakya’ya giren İmparator Manuel, düzenlenen tören yürüyüşü sırasında Renaud’u, atının yularını tutarak ve yaya yürümek zorunda bırakmakla bir kez daha aşağıladı. Sekiz gün Antakya’da kalan Manuel, asillerin ve halkın memnuniyetini kazanmıştır[64].  Fakat İmparatorun, Nureddin ile savaşmak yerine onunla anlaşıp İstanbul’a dönmesi[65], Antakyalılar ve diğer Franklarda, Bizans’ın kendilerine, dolayısıyla Hıristiyanlığa ihanet ettikleri düşüncesi hakim oldu ve yine Bizans’ı düşman olarak görmeye devam ettiler[66].

Burada İmparator Manuel için önemli olan Haçlıların duyguları değil, Kuzey Suriye’deki güç dengesinin bozulmamasıdır. Nureddin’in gücünün kırılması sadece Haçlıların işine yarayacağından, kudreti artan Haçlı reislerinin Bizans’a ihtiyacı kalmayacaktı. İmparatorun bu tavrı, Kuzey Suriye’de Müslümanlar ile Haçlılar arasındaki güç dengesinin mevcut haliyle devam etmesini sağladı[67].

1160 yılının sonbaharında Prinkeps Renaud de Chatillon’un, Ravendan kalesi yakınında Nureddin’in Haleb valisi Mecdeddin tarafından pusuya düşürülüp yakalanması ve Haleb’de zindana atılması, Antakya’da Bizans İmparatorluğu’nu da ilgilendiren yeni gelişmelere neden oldu. Renaud’un esir edilmesi üzerine Constance Antakya’nın idaresini bizzat ele almak isterken, şehrin ileri gelenleri Constance’in ilk kocasından olan on beş yaşındaki oğlu III. Bohemund’un Prinkepsliğin başına getirilmesini istemekteydiler. Bu meseleyi halletmek üzere Antakya’ya çağırılan Kudüs Kralı Baudouin, şehir ileri gelenlerinin arzusu üzerine III. Bohemund’u Antakya’nın hükümdarı ilan etmiş ve rüştünü ispat edinceye kadar da hükümetin idaresini Patrik Aimery’ye vermiştir. Alınan kararı beğenmeyen Costance, hemen İmparatorluk sarayına şikayetlerini arz ederek Manuel’in yardımına başvurdu. Bizans İmparatorluğu’nun Antakya üzerindeki hakimiyet hakkı göz ardı edilerek III. Bohemund’un Prinkeps ilan edilmesi İmparator Manuel’i kızdırmış ve bu gelişme 1159’da İmparatoriçe Irene’nin ölümünden sonra verilen evlilik kararını etkilemiştir. Manuel, Costance’ın kızı Maria ile evlenme kararı almış ve 1161 yılı Aralık ayında Ayasofya’da nikahları kıyılmıştır. Manuel, bu evlilik ile hem Costance’ın Antakya hakimeliğini, hem de Bizans İmparatorluğu’nun Antakya üzerindeki hakimiyet hakkını sürdürmesini sağlamıştır[68].

Kudüs Kralı III. Baudouin şubat 1162’de ölünce yerine kardeşi I. Amaury kral oldu. Kinnamos’un ifadelerinden, I. Amaury’nin hakimiyet alanını Antakya’yı da içine alacak şekilde genişletme düşüncesinden, İmparator Manuel’in şehrin eskiden beri Bizans’a bağlı olduğu ve kendilerinden başkasının Antakya üzerinde hakimiyet iddiasında bulunamayacağı yönündeki mesajı üzerine vazgeçtiği anlaşılmaktadır[69]. Bu arada Constance’ın oğlu Bohemund on sekiz yaşına girmiş ve idareyi ele alacak çağa ulaşmıştı. Fakat Constance, Antakya’da iktidarı elinde tutabilmek için, bu sıralarda Çukurova’da ortaya çıkan karışıklığı gidermek amacıyla bölgeye gönderilen Bizanslı komutan Konstantin Koloman’dan askeri yardım istedi. Bu haber üzerine Antakya’da halk ayaklanmış ve Constance sürgüne gönderilerek yerine Bohemund geçirilmiştir(1163-1201)[70]. İmparator, bu taht değişikliğine itirazda bulunmadı[71].

Hatta, Nureddin’e karşı oluşturulan ve Antakya Prinkepsi III. Bohemund’un da dahil olduğu Haçlı-Ermeni ittifakına Konstantinos Koloman komutasında bir kuvvet ile destek verdi.  Ancak müttefikleri 10 Ağustos 1164’de Artah yanında yapılan savaşta perişan eden Nureddin, Antakya Prinkepsi III. Bohemund, Trablus kontu Raymond, Bizanslı komutan Konstantinos Koloman, Ermeni Toros ve Hugue de Lusignan başta olmak üzere hemen bütün liderleri de tutsak aldı[72]. Nureddin’in büyük bir kurtuluş ücreti karşılığı serbest bıraktığı III. Bohemund, hem kız kardeşini ziyaret etmek, hem de Nureddin’e ödeyeceği kurtuluş ücretinin kalanını temin edebilmek için eniştesi olan İmparatordan para rica etmek üzere İstanbul’a gitti. İmparator onun ricasını kabul etti. Bohemund, bu yardım karşılığında yanında Bizanslı bir patrik, III. Athanasios bulunduğu halde Antakya’ya döndü. Latin Patriği Aimery  bu durumu protesto ederek Kusayr kalesine sürgüne gitti[73]. Bunu takip eden beş yıl içinde Bizanslılar Antakya Kilisesine hakim oldular. Latin piskoposlar, görünüşe göre, yerlerinden uzaklaştırılmamışlardı, fakat boşalan piskoposluklara Bizanslılar getiriliyorlardı[74]

Patrik Athanasios’un, 29 Haziran 1170 tarihinde Aziz Petrus katedralinde ayin yaparken yaşanan deprem felaketinde hayatını kaybetmesi, Bizans’ın Antakya’da kilise hakimiyetinin kısa sürmesine neden oldu. Patrik Athanasios’un cesedi kilisenin enkazı altında yatarken Prinkeps Bohemund ve maiyeti, Kusayr’da bulunan Aimery’nin patriklik tahtına geri dönmesini rica etmiş, böylece Antakya’da Bizans’ın kilise bakımından hakimiyeti devresi sona ermiştir[75].

Bizans İmparatorluğu’nun Antakya üzerindeki siyasi hakimiyet iddialarını, Manuel’in, 1176 yılında Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan karşısında uğradığı Myriokephalon yenilgisi ve yaşanan gelişmeler olumsuz etkiledi. Çünkü Selçukluların Batı Anadolu’daki ilerleyişi devam etmiş ve Bizans’ın Suriye yönündeki kara yolu bağlantısını kesmiştir[76]. Bundan böyle Bizans İmparatorları, bir daha hiçbir zaman Suriye’ye giremeyecek ve Antakya’yı idare edenlerden istekte bulunacak durumda olmayacaktır[77]. Ayrıca 1185 yılında Sicilya ordusu karşısında alınan yenilgi ve İmparator İsaakios Angelos’un Sicilya kralı  ile  ağır şartları içeren bir barış anlaşması yapması, Bizans’ı artık dünya siyasetinde hemen hiçbir etkisi olmayan üçüncü sınıf bir devlet konumuna sokmuştur[78]. Bizans İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu bu durum, doğal olarak Antakya ile ilişkilere de yansımış[79] ve Bizans’ı, Antakya için tehdit olmaktan çıkarmıştır.

Sonuç olarak Haçlı ordularının baş komutanlığını elde edemeyen, ancak Antakya gibi önemli bir şehri ele geçirmeyi başaran Bohemund, burada 1268 yılına kadar varlığını sürdürecek bir siyasi yapılanmanın temelini attı. Ancak çevirdiği entrikalar, hem Haçlı Seferine katılanlarda, hem de Avrupa’da Bizans aleyhine düşüncelerin gelişmesinde, nihayet Avrupa ile Bizans ilişkilerinin bozulmasında ve karşılıklı güvensizlik duygularının artmasında etkili oldu.

Bohemund’un Antakya’da kurmuş olduğu Prinkepslik, Bizans İmparatorluğu’nun bölgedeki diğer siyasi oluşumlar ile ilişkilerini de etkilemiştir. Antakya’ya hakim olduktan sonra öncelikle Bizans’a ait şehir ve kaleleri hedef seçerek İmparatorluk ile mücadeleyi göze alan Bohemund, bölgedeki diğer Hıristiyan liderlere de Bizans’tan bağımsız hareket etme noktasında örnek teşkil etmiştir.

Öte yandan Bohemund’un Antakya’da iken bölgedeki Bizans hedeflerine yönelmesi, Avrupa’ya döndükten sonra da Bizans aleyhinde propaganda faaliyetlerinde bulunup hazırladığı ordu ile Batı’dan İmparatorluk arazilerine saldırması, İmparator I. Aleksios’u uzun süre meşgul etmiştir. Bohemund’un bu saldırıları, Bizans İmparatorluğu’nun I. Haçlı Seferinin Anadolu Türklüğü üzerinde yarattığı sarsıntıdan ve Selçukluların Orta Anadolu’ya çekilmesinden yararlanarak, Türkler karşısında başarılı sonuçlar almasını engellemiştir.

Bizans’ın, Türkler ile mücadele etmek ve eski topraklarını yeniden kazanmak düşüncesiyle Avrupa’dan istediği askeri yardım, beklentinin aksine bölgede mücadele etmek zorunda kaldığı yeni cepheler ortaya çıkarmıştır. Bizans İmparatorlarınca kendilerine ait, ancak Bohemund ve halefleri tarafından gasp edilen bir şehir olarak görülen Antakya, İmparatorluğun doğu politikasında önemli bir yer işgal etmiştir. Bizans İmparatorları, Haçlıların kurmuş oldukları devletçikler arasında en çok Antakya ile ilgilenmişlerdir. Antakya’nın kendilerine teslim edilmesi yönünde çok çaba harcayan, ancak başarılı olamayan Bizans İmparatorları, hiç olmazsa şehrin hakimlerinin kendilerine boyun eğmesi ve İmparatorluğa tabi olarak hüküm sürmelerini sağlamaya yönelik bir politika izlemeye mecbur kalmışlardır. Antakya’nın idaresini elinde bulunduranlar ise, bölgeye sefer düzenlendiğinde, ya da çeşitli nedenlerden mecbur kaldıklarında İmparatorları metbuu olarak tanımışlar, tehdidin ortadan kalktığına inandıklarında ise yine kendi başlarına hareket etmişlerdir.

Antakya Prinkepsleri’nin, İmparator bölgede bulunduğu sürece sadık kaldığı samimiyetten uzak sadakat yeminleri ve güven vermeyen tutumları, Bizans İmparatorluğu’nun Kuzey Suriye’ye yönelik etkili siyaset takip etmelerini engelleyen unsurlardan biri olmuştur. Buna karşılık Bizans İmparatorlarının bölgedeki varlığı, Müslüman Emirlerin Haçlılara yönelik faaliyetlerinde daha temkinli ve çekingen davranmalarına neden olmuştur. Bu durum, İmparatorları bölgedeki Türk-İslâm hükümdarları ile ilişkilerini bir anlaşma zeminine oturtmaya sevk etmiş, böylece bölgedeki siyasi dengelerin korunması sağlanmıştır.

Nihayet Haçlı seferlerinin yarattığı ortamdan yararlanarak Çukurova’da Baronluk kurmayı başaran ve Bizans İmparatorluğundan bağımsız hareket etmeye gayret eden Ermeniler de, Antakya ile Bizans arasındaki mücadeleden etkilenmiştir. Kuzey Suriye’ye yönelik seferlerde, İmparatorluk ordusu Çukurova’dan geçerken, sürekli Bizans aleyhinde faaliyetlerde bulunan ve hakimiyet alanını genişletmeye çalışan Ermeniler de bu vesile ile cezalandırılmıştır.

* Prof. Dr., Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

(Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)

KAYNAKÇA 

1 Konu ile ilgili olarak bkz. Işın Demirkent, “Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri”, Tarih Dergisi, Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız Hatıra Sayısı, Sayı 35 (1994), s. 65-76; Aynı yazar, “Haçlı Seferlerinin Mahiyeti ve Başlaması”, Haçlı Seferleri ve XI. Asırdan Günümüze Haçlı Ruhu Semineri 26-27 Mayıs 1997, İstanbul 1998, s. 1-12.

2 İmparatorun, Haçlı liderlerini sadakat yeminine zorlaması, düzenlenen bu seferi kontrol altında tutma düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Krş. Jean M. Hussey, “Byzantium and the Crusades 1081-1204”, A History of the Crusades, II, Ed. K. M. Setton, Madison 1969, s. 126. 

3 Ernst Honigmann, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, Türkçe çev. Fikret Işıltan, İstanbul 1970, s. 93; Şahin Uçar, Anadolu’da İslâm-Bizans Mücadelesi, İstanbul 1990, s. 65; Streck, Antakya”, İ.A, I, İstanbul 1950, s. 456; Halil Sahillioğlu, “Antakya”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, III, İstanbul 1991, s. 229.

4 Anonim Gesta Francorum et aliorum Hierosolimitanorum, Ed. ve İngilizce çev. Rosalind Hill, London 1962, s. 7; Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, I, 2. baskı, Ankara 1989, s. 119; Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, 2. baskı, İstanbul 2004, s. 9.

5 Bohemund ve kendine bağlı birlikler ile İstanbul’a gelişi hakkında bkz. Anonim Gesta, s. 8-11; Ralph Bailey Yewdale, Bohemund I, Prince of Antioch, Princeton 1924, s. 38 vd.; Runciman, I, s. 119-121; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 23-24; Bohemund’un İstanbul’a ulaştığı tarih, Hagenmeyer tarafından 8 Nisan olarak hesaplanmıştır. Krş. Runciman, I, s. 121, dpn.12.

6 Anna Komnena, The Alexiad, İngilizce çev., Elizabeth A. S. Dawes, London 1967, s. 266-267; Türkçe çev., Bilge Umar, İstanbul 1996, s. 322-323; Anonim Gesta, s. 11-13; Yewdale, s. 43; Runciman, I, s. 121-122; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 24. Tankred’in vassallik yemini için bkz. Anna Komnena, s. 275-276; Türkçe çev., s. 331; Anonim Gesta, s. 13; Albertus Aquensis, Liber Christianae Expeditionis pro Ereptione et Restitutione Sancte Hierosolymitonae Ecclesiae, Almanca çev., H. Hefele, Geschichte des ersten Kreuzzuges, I, Jena 1923, s. 59; Runciman, I, s. 122, 139; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 26. Bohemund’u önceki savaş tecrübeleriyle yakından tanıyan Aleksios, onun isteklerini çeşitli bahanelerle geçiştirerek yerine getirmemiştir. Krş. Runciman, I, s. 121-122; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 26.

7 Raimundus Aguilers, s. 37. Nitekim Antakya’ya kadar, gerek Bizans İmparatorunun kendilerine kılavuz olarak verdiği Tatikios, gerekse Bizanslılar hakkında olumsuz ifadeler kullanmayan Anonim Gesta’nın yazarı, Antakya önlerinde iken, Tatikios’u “düşman” olarak nitelemekte, onun Antakya önlerinden kaçabilmek için her türlü yalanı söylediğini ifade etmektedir. Bkz. Anonim Gesta, s. 34-35. Ayrıca bkz. Runciman, I, s. 144, dpn. 18.

8 Haçlı ordusu çok zor şartlar altında ayakta kalmaya çalışırken, Tatikios ani bir kararla Antakya’dan ayrıldı. Çünkü Bohemund, Türklerin Antakya’yı kurtarmak için yeni bir teşebbüse giriştikleri haberini etrafa yayarken, Tatikios’a da, bütün Haçlı reislerinin I. Aleksios’un, Selçuklu Sultanı ile anlaşıp Haçlılara karşı gönderdiği düşüncesinde olduğunu ve bunun intikamını almak üzere kendisini öldürme hazırlıkları yaptıklarını, bu sırrı kendisine bildirerek görevini yaptığını, bundan sonrası ile ilgili kararın kendisine ait olduğunu söylemiştir. Bohemund’un anlattıklarına inanan Tatikios, Antakya’nın ele geçirileceğinden umudu olmadığından, ikmal ve iaşe işlerini bir düzene sokmak için Bizans arazisine dönmek zorunda olduğunu bildirerek Süveydiye limanından Kıbrıs istikametinde denize açılmıştır. Onun bu hareketiyle planının işlediğini gören Bohemund, bir sonraki adımı atarak, Tatikios’un beklenmekte olan Türk taarruzundan alçakça korkarak, yahut da hatta ihanet etmek amacıyla kaçmış olduğu söylentisinin ordugâhta yayılmasını sağladı. Bkz. Anna Komnena, s. 278; Türkçe çev., s. 334; Anonim Gesta, s. 34-35; Albertus Aquensis, I, s. 131-132, 211; Yewdale, s. 58 vd.; Runciman, I, s. 172; Aynı yazar, “The First Crusade: Antioch to Ascalon”, A History of the Crusades, I, Ed. K. M. Setton, Madison 1969, s. 313-314.

9 Bu maksatla Bohemund, artık kendisinin de geri dönmeyi düşündüğünü, İtalya’daki görevlerini daha fazla ihmal edemeyeceğini, ancak bu zararların Antakya kendisine verilirse karşılanabileceği fikrini etrafına yaymaya başlamış, ordu mensupları arasında kendisi için büyük bir anlayış ve sempati yaratmayı başarmıştır. Bkz. Raimundus Aguilers, s. 35-37; Runciman, I, s. 172-173.

10 Anonim Gesta, s. 44; Raimundus Aguilers, s. 46; Fulcherius Carnotensis, s. 98-99; Anna Komnena, s. 277; Türkçe çev., s. 334; Azimi, Tarih, neşr. ve Türkçe çev. Ali Sevim, Azimi Tarihi Selçuklularla İlgili Bölümler, Ankara 1988, s. 31; İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, X, neşr. C. J. Tornberg, Beyrut 1966, s. 274; Türkçe çev. Abdülkerim Özaydın, İstanbul 1987, s. 229; İbnü’l-Kalanisi, Zeyl Tarih Dımaşk, neşr. H. F. Amedroz, Beyrut 1908, s. 136; Abu’l-Farac İbnü’l-İbri (G. Barhebraeus), Chronicon Syriacum, İngilizce’den Türkçe’ye çev., Ömer Rıza Doğrul, Abû’l-Farac Tarihi, II, Ankara 1987, s.339; Runciman, I, s. 177-178.

11 Anonim Gesta, s. 43; Anna Komnena, s. 278-279; Türkçe çev., s. 334-335; Runciman, I, s. 176-177; Aynı yazar, a.g.m., s. 316.

12 Antakya’nın zaptı için bkz. Anonim Gesta, s. 44 vd.; Raimundus Aguilers, 47 vd.; Fulcherius Carnotensis, s. 99 vd.; Anna Komnena, s. 279; Türkçe çev., s. 335-336; İbnü’l-Esir, X, s. 274-275; Türkçe çev., 229; İbnü’l-Kalanisi, s. 135 vd.; Abû’l-Farac, II, s. 339-340; Runciman, I, s. 179-180.

13 Anna Komnena, s. 282-284; Türkçe çev., s. 339-341; Anonim Gesta, s. 63-64.; Runciman, I, s. 183-184.

14 Albertus Aquensis, I, s. 218 vd; Anonim Gesta, s. 66-71; Raimundus Aguilers, s. 59 vd; Azimi, s. 31; İbnü’l-Esir, X, s. 276-278; Türkçe çev., s. 230-231; İbnü’l-Adim, Bugyetü’t-Taleb fi Tarihi Haleb (Seçmeler), Türkçe çev. Ali Sevim, Ankara 1982, s. 89-90; Runciman, I, s. 190-191; Fulcherius Carnotensis, s. 110.

15 Antakya’ya kimin sahip olacağı konusu, şehrin zaptından sonra da Haçlı liderleri arasında şiddetli tartışmalara sebep olmuş, İmparatorun yardıma gelmemesi ve temsilcisinin de kendilerini terk etmesi Bohemund’un işini kolaylaştırmıştır. Konu ile ilgili olarak bkz. Anonim Gesta, s. 75 vd.; Raimundus Aguliers, s. 67 vd, 105; Albertus Aquensis, I, s. 232 vd.; Fulcherius Carnotensis, s. 113; Yewdale, s. 69, 72-73; Runciman, I, s. 191-192, 199, 201.

16 Albertus Aquensis, I, s. 234-235; Yewdale, s. 74; Runciman, I, s. 196.

17 Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 81.

18 Albertus Aquensis, I, s. 330-331; Runciman, I, s. 232; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 81.

19 Albertus Aquensis, I, s. 331-332 vd.; Anna Komnena, s. 292-294; Türkçe çev., s. 350-353; Runciman, I, s. 232-233; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 81.

20 Anna Komnena, s. 294-295; Türkçe çev., s. 353-354; Runciman, I, s. 247.

21 Anna Komnena, s. 297; Türkçe çev., s. 357; Runciman, I, s. 247.

22 Runciman, I, s. 248; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 82.

23 Albertus Aquensis, 1101 yılı sonbaharında Tarsus’un Tankred’e bağlı “Yabancı” lakablı Bernard tarafından idare edildiğini belirtmektedir (II, s. 106). Ayrıca bkz. Yewdale, s. 95; Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, II, Türkçe çev. Fikret Işıltan, Ankara 1987, s. 26-27; Harold S. Fink, “The Foundation of the Latin States 1099-1118”, A History of the Crusades, I, Ed. K. M. Setton, Madison 1969, s. 387; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 82.

24 Albertus Aquensis, II, s. 107-108; Yewdale, s. 95;  Runciman, II, s. 25-28.

25 Anna Komnena, s. 288; Türkçe çev., s. 345; Runciman, II, s. 28; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 82.

26 Albertus Aquensis, II, s. 142.

27 Runciman, II, s. 32-33.

28 Anna Komnena, s. 295-297; Türkçe çev., s. 355-356; Azimi, s. 34; Runciman, II, 38, 43; Fink, “Latin States”, a.g.e., s. 390; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 84.

29 Anna Komnena, s. 297; Türkçe çev., s. 357; Runciman, II, 38; Fink, “Latin States”, a.g.e., s. 390; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 84.

30 Anna Komnena, s. 297 vd; Türkçe çev., s. 357 vd; Albertus Aquensis, II, s. 158; Fulcherius Carnotensis, s. 177; Mateos, s. 224; İbnü’l-Kalanisi, s. 146; Azimi, s. 34; Runciman, II, s. 38;  Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 84-85;.

31 Krş. Runciman, II, s. 39; Hussey, “Byzantium”, a.g.e., s. 127; Fink, “Latin States”, a.g.e., s. 390-391.

32 Bohemund’un Balkanlar’da Bizans’a karşı giriştiği saldırı ve uğradığı yenilgiden sonra yapılan barış antlaşması için bkz. Anna Komnena, s. 319 vd; Türkçe çev., s. 385 vd.; İbnü’l-Kalanisi, s. 164; Runciman, II, s. 40-41; Fink, “Latin States”, a.g.e., s. 391; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 85. İtalya’ya dönen Bohemund, burada 1111 yılında öldü (Runciman, II, s. 42).

33 Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 85; Runciman, II, s. 42.

34 Anna Komnena, s. 302 vd; Türkçe çev., s. 362 vd.; Runciman, II, s. 44; Fink, “Latin States”, a.g.e., s. 392; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 85.

35 Anna Komnena, s. 363; Türkçe çev., s. 443-444; Willermus Tyrensis, s. 248; Azimi, s. 37; Runciman, II, s. 44-45; Fink, “Latin States”, a.g.e., s. 392; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 85.

36 İbnü’l-Esir, X, s. 483; Türkçe çev., s. 387; Runciman, II, s. 100 ve dpn. 30.

37 Azimi, s. 38; Runciman, II, s. 103.

38 Kinnamos, s. 14; Robert L. Nicholson, “The Growth of the Latin States 1118-1244”, A History of the Crusades, I, Ed. K. M. Setton, Madison 1969, s. 436.

39 Raymond’un davet edilmesi ve evlendirilmesi için bkz. Willermus Tyrensis, s. 352-353, 364-365; Kinnamos, s. 14-15; Abû’l-Farac, II, s. 366; Runciman, II, s. 162-163.

40 Zengi’nin bu dönemde Haçlılara karşı faaliyetleri için bkz. Willermus Tyrensis, s. 369 vd.; İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, XI, nşr. C. J. Tornberg, Beyrut 1966, s. 51-53; Türkçe çev. Abdülkerim Özaydın, İstanbul 1987, s. 54-55; Azimi, s. 54 vd.; İbnü’l-Adim, s. 159-160; Runciman, II, s. 166-168; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 88.

41 Runciman, II, s. 172.

42 Niketas Khoniates, Historia, Almanca çev. Franz Grabler, Die Krone der Komnenen Die Regierungszeit der Kaiser Joannes und Manuel Komnenos (1118-1180) aus dem Geschichtswerk des Niketas Choniates, Graz-Wien-Köln 1958, s. 54-59; Türkçe çev. Fikret Işıltan, Niketas Khoniates, Historia (Ioannes ve Manuel Komnenos Devirleri), Ankara 1995, s. 14-17; Kinnamos, s. 15-16; Willermus Tyrensis, s. 367 vd.; Papaz Grigor, s. 293; İbnü’l-Esir, XI, s. 53; Türkçe çev., s. 56; İbnü’l-Kalanisi, s. 258; Azimi, s. 59; Anonim Süryani Vekayinâmesi (Anonymous Chronicle), İngilizce çev. A. S. Trittion, “The First and Second Crusades from an Anonymous Syriac Chronicle”, Journal of th Royal Asiatic Society, 1933, s. 275; Süryani Mikhail, s. 111; Simpat, s. 53; Abû’l-Farac, II, s. 374; Runciman, II, s. 174.

43 Niketas, Raymond ve halkın İmparatoru sevgi ile karşıladığını kaydetmektedir. Bkz. s. 59; Türkçe çev., s. 17.

44 Kinnamos, s. 16; Willermus Tyrensis, s. 373-374; Süryani Mikhail, s. 111; İbnü’l-Esir, XI, s. 53; Türkçe çev., s. 56; Abû’l-Farac, II, s. 374; Usâme İbn Münkız, İbretler Kitabı (Kitab el-İ’tibar), Türkçe çev. Yusuf Ziya Cömert, İstanbul 1992, s. 26; Azimi, s. 60; Runciman, II, s. 174-175; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 88-89.

45 Azimi, s. 61-62; Kinnamos, s. 16-17; Niketas, s. 59-63; Türkçe çev., s. 17-20; Willermus Tyrensis, s. 375-377; Süryani Mikhail, s. 111-112; Anonim Süryani, s. 278-279; İbnü’l-Esir, XI, s. 56 vd; Türkçe çev., s. 58 vd.; İbnü’l-Adim, s. 167; Abû’l-Farac, II, s. 374; Usâme İbn Münkız, s. 26-27, 159-160; Runciman, II, s. 176-178; Muharrem Kesik, Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi Sultan I. Mesud Dönemi (1116-1155), Ankara 2003, s. 56.

46 Willermus Tyrensis, s. 377-381; Runciman, II, s. 178-179; Nicholson, “The Growth”, a.g.e., s. 440; Hussey, “Byzantium”, a.g.e., s. 133; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 88-89.

47 Niketas, s. 72; Türkçe çev., s. 25; İbnü’l-Kalanisi, s. 276; Kesik, a.g.e., s. 59.

48 Kinnamos, s. 20-21; Niketas, s. 72-74, 80; Türkçe çev., s. 25-26, 30; Willermus Tyrensis, s. 394-397; Papaz Grigor, s. 295-296; Abû’l-Farac, II, s. 377; Anonim Süryani, s. 280; Runciman, II, s. 182-183; Hussey, “Byzantium”, a.g.e., s. 134; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 89; Kesik, a.g.e., s. 61.

49 Kinnamos, s. 27-28.

50 Kinnamos, s. 31-32; Niketas, s. 87; Türkçe çev., s. 35-36; Runciman, II, s. 193.

51 Kinnamos, s. 32, dpn.14.

52 Kinnamos, s. 32.

53 Runciman, II, s. 196.

54 Krş. Runciman, II, s. 175-176.

55 Krş. Runciman, II, s. 228-231, 273; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 117.

56 Kinnamos, s. 93-94;  Runciman, II, s. 276-277.

57 Kinnamos, s. 130; Willermus Tyrensis, s. 457-458; Runciman, II, s. 289-290; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 119.

58 Willermus Tyrensis, s. 475; Abû’l-Farac, II, s. 395; Runciman, II, s. 290.

59 Willermus Tyrensis, s. 464-465; Kinnamos, s. 133; Runciman, II, s. 290-291.

60 Kinnamos, s. 130-131; Willermus Tyrensis, s. 475; Abû’l-Farac, II, s. 396; Papaz Grigor, s. 322-323; Simpat, s. 57; Runciman, II, s. 290-291; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 119-120.

61 Willermus Tyrensis, s. 481-482, 487-488; Papaz Grigor, s. 322; Runciman, II, s. 292-293; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 122.

62 Kinnamos, s. 131-132; Niketas, s. 141; Türkçe çev., s. 70; Willermus Tyrensis, s. 488; Papaz Grigor, s. 322; Abû’l-Farac, II, s. 397; Runciman, II, s. 294; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 122.

63 Kinnamos, s. 133-134; Niketas, s. 141; Türkçe çev., s. 70; Willermus Tyrensis, s. 488-490; Abû’l-Farac, II, s. 397-398; Runciman, II, 294-296; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 122-123; Kinnamos, bu anlaşma gereğince Renaud’un, 1160 yılında Manuel’in isteği üzerine İmparatorluk kuvvetlerine yardımcı olmak üzere bir birlik gönderdiğini belirtmektedir. Bkz. s. 145.

64 Kinnamos, s. 137-138; Niketas, 146-148; Türkçe çev., s. 73-74; Willermus Tyrensis, s. 490-491.

65 Kinnamos, s. 139-140; Niketas, s. 149; Türkçe çev., s. 75; Willermus Tyrensis, s. 491; Anonim Süryani, s. 302-303; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 122-123.

66 Papaz Gregor, s. 326-327; Runciman, II, 294-297.

67 Runciman, II, 294-297; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 123.

68 Kinnamos, s. 153-154, dpn. 20; Niketas, s. 155; Türkçe çev., s. 79; Willermus Tyrensis, s. 495-497; Süryani Mikhail, s. 195; Runciman, II, s. 299-301; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 123-124.

69 Kinnamos, s. 172-173.

70 Süryani Mikhail, s. 195-196; Anonim Süryani, s. 303; Runciman, II, s. 304-305; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 124.

71 Ancak İmparator, işi emniyete almak gayesiyle Constance’ın ikinci oğlu Baudouin’i ve daha sonra onun Renaud’dan doğmuş olan diğer çocuklarını İstanbul’a davet etti. Baudouin,  İmparator’un ordusuna katılmış ve 1176 Myriokephalon savaşında maktul düşmüştür. Krş. Niketas, s. 226; Türkçe çev., s. 125; Runciman, II, s. 305, 345.

72 Willermus Tyrensis, s. 507-508; İbnü’l-Esir, XI, s. 302-303; Türkçe çev., s. 247; Abû’l-Farac, II, s. 400-401; Süryani Mikhail, s. 196; Anonim Süryani, s. 303-304; Runciman, II, s. 308; Demirkent, Haçlı Seferleri, s. 126.

73 Willermus Tyrensis, s. 509-510; Abû’l-Farac, II, s. 402; Süryani Mikhail, s. 199-200; Runciman, II, s. 309-310.

74 Runciman, II, s. 310.

75 Deprem ile ilgili olarak bkz. Willermus Tyrensis, s. 545-546; İbnü’l-Esir, XI, s. 354-355; Türkçe çev., s. 286; Süryani Mikhail, s. 211-213; Runciman, II, s. 325.

76 Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, III, Türkçe çev., s. Fikret Işıltan, Ankara 1987, s. 99.

77 Krş. Runciman, II, s. 346.

78 Runciman, II, s. 358-359.

79 Mesela daha Manuel’in ölümü haberi üzerine Antakya Prinkepsi Bohemund, Antakya’da Sibylle adında hafifmeşrep bir kadınla evlenmek üzere Bizanslı karısını hemen boşamıştır. Bkz. Niketas, Historia, Almanca çev., F. Grabler, Die Regierungszeit der Kaiser Alexios II, Andronikos und Isaak Angelos (1180-1195) aus dem Geschichtswerk des Niketas Choniates, Graz-Wien-Köln 1958, s. 83-84;  Willermus Tyrensis, s. 597; Runciman, II, s. 359.